Pazartesi , Ocak 27 2020
Anasayfa / Arşiv / Hep beraber kaybediyoruz…

Hep beraber kaybediyoruz…

Dursun EROĞLU

1984’ün sonbaharında gazetecilik yapmak üzere, görevli, geldiğim Bursa’da ilk şaşkınlığım, yerel gazetelerin bu kadar çok sayıda ve renkli olmasıydı. Ne başkent Ankara’da, ne de memleketin Babıali’si İstanbul’da bu ölçülerde yerel gazete vardı.

Örneğin gazetecilik okulundan staj için vs. gittiğim Barış Gazetesi galiba Ankara’nın en yaygın kent gazetesiydi. Ama sadece birkaç yüz adet basardı, sadece kapak sayfası renkli olan, siyah-beyaz ve galiba sadece 12 sayfaydı. Bilirdim, Rüzgârlı Sokak’ta çok gazete çıkardı, ama bunlar öyle muhabirleri, foto muhabirleri olan, haber peşinde koşan, bayilerde satılan gazeteler değildi. Basın ilan Kurumu’ndan para alabilmek için, aşırma haberlerle ve çoğu sadece “Sayfa Sekreteri’nin çalıştığı, göstermelik 50-100 adet basılıp ilgili kurumlara gösterilen gazetelerdi.

Oysa Bursa’da, kentin orta yerinde, Sönmez İş Sarayı’nın dördüncü katındaki Anadolu Ajansı bürosunda, masanın üzerinde Hakimiyet, Bursa Hakimiyet gibi, İstanbul gazetelerinden geri kalmayan pırıl pırıl renkli ve de çok sayfalı, ekleri olan gazeteler görüyordum. Sadece Bursa’nın Sesi gazetesi siyah-beyazdı.

Tabi, kısa süre sonra, masanın üstünde duran gazetelerin arkasında çok sayıda çalışan, gazeteci meslektaşım olduğunu fark etmek sürpriz olmadı.

MEYDANLARDA GAZETECİ AFİŞLERİ…

Hakimiyet ve Bursa Hakimiyet, Uludağ, Doğru Hakimiyet, Olay, Marmara, Yeni Dönem, Yeni Bursa, Ekohaber vs. Bursa gazetelerinin öyküleri aslında basın tarihini merak edenler için hayli ilginç, öğreticidir. Burada buna girmek istemiyorum, ancak Bursa basınında galiba en parlak dönem Olay Gazetesi ile başladı.

Daha gazete Ankara yolu üzerindeki binasında basılmadan, kentin merkezlerinde ilk kez, yeni gazetede yazacak köşe yazarlarının, çalışacak muhabirlerin kocaman fotoğraflı ilanları asıldı… Çoğu yerel gazetelerin başarılı isimleriydi.

Gazetecilerin meydanlara dev fotoğraflarının asılması sıradışı, unutulmaz bir manzaraydı. Yeni gazetede çalışmayacak da olsam, müthiş heyecan duyuyor, gururlanıyordum.

Olay gazetesi hem televizyon ve radyo ile en çok izlenen, okunan; hem de en fazla gazeteci çalıştıran, yüzlerce arkadaşımızın yolunun kesiştiği bir yer oldu.

“30 yılda nereden nereye…”  diyoruz ya!

Ekonomi gazetecisi olarak dikkatinizi çekmek istediğim konu şu:

Bursa’da basın son otuz küsur senede, Bursa’nın en zengin, en etkili ailelerinin elinde oldu. Medya bu yerel erklerin güçlendiği dönemde güçlendi; altın çağını yaşadı. Şimdilerde ise ekonomide tamamen yabancı şirketler, Bursa dışı dinamiklerin etkili olması ile yerel medya etkinliğini yitirdi, yitiriyor.

SÖNMEZ, ÇAĞLAR, GENCOĞLU ÇAĞI…

Ekonomiye meraklı, çiçeği burnunda bir muhabir olarak haber için en sık gittiğimiz yerlerden birisi olan BTSO’nun (Bursa Ticaret ve Sanayi Odası) Başkanı Ali Osman Sönmez, Meclis Başkanı da Mümin Gençoğlu idi. Gözlerdim, Gençoğlu siyah bir Mercedes ile dolaşır, şoförü vs. kentin en zenginlerinden birisi olduğunu belli ederdi.

Bu adamın fabrikaları nerede diye merak ederdim. “Tütün ticareti” ile uğraştığını anlatmıştı; ama Atatürk Caddesi’nde bir apartmandaki büro bu zenginliği açıklayacak gibi görünmüyordu. Gençoğlu, 1989’da Bulgaristan’dan zorunlu göç olaylarında öne çıktı, parladı ve Penguen Gıda ile fabrikatör oldu.

Ali Osman Sönmez’ın koca koca tekstil fabrikaları, binlerce işçisi vardı. Hatta Bursa’nın girişlerinde “Bursa’ya Hoşgeldiniz. Ali Osman Sönmez” yazılı kocaman tabela olurdu.

“Bu şehrin patronu benim” der gibi.

Cavit Çağlar’ı ilk kez BTSO’da meclis üyesi olarak tanıdım. Sönmez’in rakibi olduğu söylenirdi. Ama başkanlık için niyetlendiyse de olmadı, zira Ali Osman Sönmez’in otoritesi hayli etkiliydi… Bu gücünü belki tekstil sektöründeki konumundan, ya da “abi” kabul edilmesinden alıyordur, bilmiyorum. Bazen meclis toplantılarında tartışma, hararet yükselince, oturduğu ön sıradan arkaya dönüp “Zır zır etmeyin, kesin sesinizi!” diye bağırdı mı, ortalık sus pus olurdu.

Cavit Çağlar da meclisin en etkili, saygın üyelerinden birisiydi. Yönetimde yer almasa da, çevresinde yarattığı olumlu ilişkilerden, sohbetlerden, ”Cavit abi” deyişlerinden bunu anlardınız. Tabi tekstil sektörünün en önemli patronlarından olması açıklayıcıydı. Çağlar ve Sönmez Türkiye’de polyester iplik sektörünün en büyük patronlarıydı. Filament, Nergis, Sifaş, Polylen Türkiye’deki üretimin yüzde 70’ini karşılıyordu. Korteks vs. yoktu.

Zamanla gazetelerin yanına televizyonlar, radyolar da eklendi ve “Olay Medya”, “Medya S (Sönmez Medya) ortaya çıktı…

Bursa’da ekonominin canlı oluşu, orta sınıfların görece iyi hali, hatırı sayılır bir reklam pastası yaratıyordu. Tabi yerel gazetelerin güçlenmesiyle kokuyu alan “İstanbul gazeteleri”, yerel ekler, sayfalar, ek muhabir, reklamcı kadrosuyla daldılar piyasaya…

YEREL PATRONLAR KAYBETTİ…

Ancak son 15 senedir yeni bir durum ortaya çıktı ve kentin sanayici odaklı yerel erkleri hızla güç kaybetti. Bursa’da en önemli fabrikalar, şirketler yabancıların eline geçti. Tekstil, liderlik koltuğunu otomotiv sektörüne bıraktı.

Tekstilde bile kendi markaları, teknolojileri, yüksek katma değerli ürünleriyle dünya pazarına girmeyi beceremeyen iş dünyası, otomotiv sektöründe sahibi oldukları işyerlerindeki inisiyatifi de yabancı markalara, ortaklara kaptırdılar.

BTSO’da herhangi bir sektöre yön verebilen bir başkan yok artık…

Yerel erklerin elindeki medya gücü de işe yaramamaya başladı ve bu sürecin sonunda medyada “iddia” buharlaştı.

Eski etkili patronlara özenip gazete kuran, gazete satın alan “orta direk” diyebileceğimiz ticaret erbabı insanlar ise bu işin sandıkları gibi kolay para kazandırmadığını fark ediyorlar…

GAZETECİ ÇALIŞTIRMAYAN GAZETELER!

Ama en dramatik gelişme şu: Gazeteler, gazete olmaktan çıkmaya başladı.

Artık gazetelerde neredeyse hiç muhabir, gazeteci çalıştırılmıyor…

Geldiğimiz nokta işte bu!

“Muhabir” öldü, yaşasın “redaktör”…

Ya redaktör dediğin, yıllarca muhabirlik, habercilik yapmış, muhabirlerin getirdiği haberleri elden geçiren deneyimli gazetecidir. Biz böyle biliriz.

Ama şimdinin “redaktör”leri, ajanslardan, sağdan soldan kaptığı haberleri sayfaya, ekrana vs. hop diye, hatta yanlışları ile birlikte koyan tipler…

Çünkü amaç değişti…

AMAÇ GAYET ‘DUYGUSAL’

İş gazetecilik olmaktan çıktı, tamamen ticari ve “duygusal”a bağlandı…

Çalışanların maaşını “İŞKUR” ödeyen bir basın kuruluşu…

Maaşını İŞKUR’dan alan, ‘212’yi İstanbul’da telefon kodu sanan çalışanlar görebiliyoruz.

İnternet ve dijital medyanın da ortaya çıkması ile şimdi gündemde yeni bir şey var: Basın İlan Kurumu’na ek gelirler yaratmak, internet haber sitelerine de kamu ilanı vermek…

İŞKUR ve resmi ilan konusu, siyasi iktidarla yakın ilişki gerektiriyor gibi ve işin içine eskisinden çok daha fazla siyasi müdahale giriyor.

Kimse gazetesinde soruşturan, sorgulayan, didikleyen, sorunları tartışan, yanlışı eleştiren vs. yazı ya da yazar görmek istemiyor.

Gündem haberlerinde yegane kriter şu: Bu haber siyasi iktidarın hoşuna gider mi gitmez mi?

Kimse “gerçeğin” peşinde olmuyor. Zira çok zahmetli ve faturası var, cezasız kalmıyor.

“Yağdanlık” ise hem çok rahat hem de hayli karlı iş!

“Ekonomi gazetecisi” diyoruz ya…

Artık bize “Patronları, zenginleri tanır, arası iyidir, bol reklam aldırır” gözüyle bakılıyor!

Şaka değil, “ekonomi, sektör yayını” olarak bilinen bir yere davet edildim, işe başladım. Daha ikinci ayın sonu gelmeden adamlar hayal kırıklığına uğradı ve işime son verdiler!

Eee sevgili dostlar…

Şimdi bunların gazetecilerin mesleki örgütlenmesi, ÇGD ve onun otuz yılı ile ne alakası var diyorsanız, geçmiş olsun, bundan sonraki satırları okumasanız da olur…

ÇGD, 30 YIL…

ÇGD Bursa şubemiz Bursa’da yerel basının, basın çalışanlarını en hareketli, en aktif olduğu, ancak mevcut dernek olan Bursa Gazeteciler Cemiyeti’nin (BGC) bu dinamizme kapalı, şimdi Tayyare Kültür Merkezi’nin olduğu eski bir apartmanda, yaklaşınca içki kokan bir meyhane havasında olduğu bir dönemde açıldı.

BGC bizi kâh “sarı basın kartı yok”, kâh “daha gençsin” diye kabul etmiyordu. Asıl mesele, genç gazeteci kuşağı kendilerinden daha donanımlıydı,  üniversite okumuşlardı, yabancı dil biliyorlardı, olaylara eleştirel, sorgulayıcı bir yaklaşımları da vardı.

Cemiyete üye olursak, Allah korusun, yönetimi onların elinden alırdık, gazete patronları ve yerel otoriteler bundan hiç hazzetmezlerdi!

ÇGD bu yüzden gençler arasında hayli ilgi gördü.

Örneğin “Perşembe Söyleşileri”ni unutmak mümkün mü!

Her hafta kentin, memleketin bir sorunu üzerine tanınmış kişilerle söyleşi yapılırdı. Söyleşiler kentin çeşitli kesimlerinde ilgi görür; toplantılarda milletvekillerini, valilik ve belediye yöneticilerini, siyasi partilerin etkili isimlerini görebilirdiniz.

Yüzlerce muhabirin çalıştığı bir Bursa’dan söz ediyoruz.

Gazetelerde adliye, emniyet, ekonomi, siyasi partiler, valilik, belediye, spor vs. muhabirleri çalışır, bazen diyelim emniyet veya ekonomi birimlerinde 3-5 muhabir olurdu.

Yaptığımız her mesleki toplantıda “lokal” talebi dile getirilirdi…

“Ah bir lokalimiz olsa da iş çıkışı gazeteci arkadaşlarımızla buluşup sohbet edebilsek…”

Kadere bakın ki, ÇGD kentin en gözde mekanlarından Kültürpark’ta görkemli bir lokal açtı. Keza BGC’nin de kocaman lokali oldu.

Ancak artık bir yandan iş çıkışı buluşup sohbet etmeyen isteyen eski muhabir kitlesi kalmadı, bir yandan da meslekteki erozyon lokallerin anlamını berhava etti.

ÇGD Bursa Şubesi, ÇGD’nin en güçlü, başarılı şubesi. Örneğin başkent Ankara’da derneğin merkezi ve şubesinin doğru dürüst yeri yurdu yoktu. Aidatlarla dernek kirası ödemek hep sorun oldu. İstanbul’da ise şube, bildiğin yok! …

Bursa’nın başarısı lokal işletmeciliğinde… Çoğu asgari ücretli ya da emekli üyelerin aidatları ile dernek ve lokal devri çoktan geride kaldı.

Gazetecilerin meslek dışına itildiği…

Gazete, televizyon, internet sitelerinde gazeteci istenmeyen dönemleri yaşıyoruz…

KAYBEDEN SADECE GAZETECİLER DEĞİL

El cümle, gazeteciler kaybediyor…

Kaybeden sadece biz olsaydık, altmışına merdiven dayamış birisi olarak hiç gam yemezdim.

Başka kimler kaybediyor?

Öncelikle kentin yerel dinamikleri…

Bursa’nın yerel, milli, sanayicileri, iş insanları…

Bakın, bu kentin ekonomisine artık Bursalılar yön vermiyor…

Ekonomi, finans hatta tarım vs. ne varsa, “Küresel piyasa ekonomisi” kılıfı altında yabancı firmaların denetiminde…

Bursa’da en büyük şirketlere, fabrikalara bir bakın… Hepsi yabacıların kontrolünde.

Hatta altın gibi kıymetli yeraltı madenleri yabancı firmalar çıkarıp götürüyor. Orhaneli’nin mermerini bile Çin şirketleri alıp götürüyor.

Bu ortamda Bursalı sanayicilerin, iş insanlarının hem kenti hem de ülkesiyle ilgili söz söyleme, kamuoyu oluşturma, hükümetlere itiraz etme, önerilerde bulunmaya takatleri kalmıyor…

Diyeceksiniz ki, gazete-televizyon işletme işi sadece büyük patronların yapabileceği iş midir?

Günaydın! Bu işler mesleği sadece gazetecilik olan, yazıp çizerek geçinenlerin işi olmaktan çıkalı 40 seneyi geçti…

Ha keza…

Mesela memleketin hekimleri, mühendisleri, öğretmenleri, kimyagerleri, köylüsü, çiftçisi, sanatkârı, lokantacısı, şoförü, hayvancısı,  bakkalı, esnafı… Hangisi 20-30 yıl öncesinden daha iyi?

Mesela suçlar çoğaldı, avukatlara gün doğdu diyorsanız valla o da doğru değil, avukatlar da işsiz dolaşıyor, zira vatandaşta para kalmadı.

Peki kazanan kim? Patron kim?

Türkiye’yi dişine kestirip ekonomisini, teknolojisini, finansını velhasıl bütün atar damarlarını kendine bağlayan “dış güçler”!…

“Ne var bunda, serbest piyasa” diyorsanız ufak bir sorun var:

Onlar, yeni patronlar burada vatandaşın dertlerini dile getiren, ülkenin gidişatını sorgulayan, itiraz eden bir basın istemiyor…

Uslu uslu yaz, önüne konanla idare et.

Yat, kalk Allaha dua et, verdiklerine şükret!

Hep beraber kaybettiğimizi göreceğimiz bir Türkiye dileğiyle….

Selamlar.

Göz atın

Basın İlan Kurumu iktidarın sopası değil şeffaf olmalı

Basın İlan Kurumu’nun internet sitesinde kurumun tarihçesi “1957 tarihinde çıkarılan Kararname ile tüm resmi ilan …

Olay’da gazeteciliğe nasıl başladım?

Zafer Opsar Bursa basın tarihinin son 32 yılına damga vuran Olay Gazetesi ile radyo ve …