Pazar , Aralık 15 2019
Anasayfa / Manşet / Denetim ve şeffaflıktan kaçan iktidar

Denetim ve şeffaflıktan kaçan iktidar

Demokrasi, şeffaflık, denetim ve hesap verebilirlik vaatleriyle 2002 yılında iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi aradan geçen 16 yılda tüm bu vaatlerini tersyüz ederek bambaşka bir Türkiye yarattı. “Eski Türkiye” diyerek geçmiş dönemin az da olsa işleyen demokrasisine rahmet okutan AKP iktidarı, MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin öncülüğünde tek adam rejimini inşa etti.

Demokrasi makyajı ile iktidara gelen AKP, oldum olası şeffaflık, denetim ve hesap verebilir olmaktan hiç hazzetmedi. Kamu kaynaklarını istedikleri gibi harcadılar ama bunun muhasebesinin yapılmasından hiç hoşlanmadılar. Devletin anayasal kurumu Sayıştay’ın kamu harcamalarına ilişkin raporların Meclis’e gelmesini, orada soru sorulmasını istemediler. İhale Kanunu’nu sayısız defa değiştirerek kamu kaynaklarını yandaşlarına sınırsızca sunarken birçok kurumun denetimini de Sayıştay’dan kaçırdılar.

Devletleri devlet yapan o ülkenin kurumları ve bu kurumların demokratik düzen içindeki işleyişidir. Geçmişi yüzyıllara uzanan Türkiye’nin devlet geleneğinde Sayıştay’ın önemi büyüktür. Dilimize yerleşmiş olan “tüyü bitmemiş yetimin hakkı” ve “devlet kör kuruşun hesabını sorar” sözleri devletin gelir ve harcamalarında ne kadar hassas olunduğunu, olunması gerektiğini ifade eder. Denetim ve yargılama görevi anayasada belirlenen Sayıştay’ın bu görevini yapması iktidar tarafından çeşitli yol ve yöntemlerle engellenmeye çalışılmakta, Meclis’e gelen raporların görüşülmesi ertelemelere uğramaktadır. Oysa Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte TBMM’nin devletin bütün gelir ve giderlerini denetlemekle görevlendirildiği anayasada açıkça belirtilmiştir.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kuvvetler ayrılığının kendilerine ayak bağı olduğuna ilişkin sözleri denetim ve hesap vermeyi hiç istemediklerinin açıkça ifadesidir. Geçmiş yıllarda birkaç istisna hariç tartışma konusu olmayan örtülü ödenek bugün başlı başına bir konudur. Her yıl astronomik şekilde artan örtülü ödenek harcamalarının ne olduğunu harcamayı yapanlardan başka bilen yoktur. Halbuki vatandaşın vergilerinden yapılan harcamaları bilmesi hakkı değil midir? Dillerinden düşürmedikleri “milli irade”nin bu harcamaları bilmesi neden istenmemektedir.

Başta İstanbul ve Ankara olmak üzere AKP’li 11 belediye başkanı AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından “metal yorgunluğu” gerekçesiyle istifa ettirilmiş, istifa etmek istemeyenlere üstü kapalı olarak yargı yolu gösterilmiştir. Bu isimlerin neden istifa ettirildiklerini kamuoyu bilmemektedir. İşin garibi Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndan istifa ettirilen Melih Gökçek’in yeniden adaylığı bile konuşulmaktadır.

AKP’li belediye başkanları yargı yolu açılmadan, İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alınmaksızın istifa ettirilirken muhalafete mensup belediye başkanları görevden alınıyor ve yargı yolu açılıyor. İktidar anayasa ve yasaların verdiği yetkileri kullanırken çifte standart uyguluyor.

Sayıştay her şeye rağmen Anayasal görevini yerine getirmeye çalışırken, iktidar ise bu denetimlerin gereğini yapmamak için her yola başvuruyor. Nitekim gazetecilik yapılan birkaç yayın organında yer alan haberlerde Sayıştay’ın çarpıcı raporlarına yer veriliyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yargının kimi ihalelere ilişkin verdiği yürütmeyi durdurma kararlarını “şu kadar para kaybettik, ekonomiye zararı oldu” diye şikayet ederken, yap-işlet-devret modeliyle yapılan ve Hazine garantisi nedeniyle vatandaşın cebinden çıkan milyarlarca dolardan bahsetmemektedir. Oysa Erdoğan’ın şikayet ettiği ve “Andımız” kararından sonra adeta fırçaladığı yargı karar verirken kamunun uğraması muhtemel zararları da dikkate almaktadır.

Kamu zararı demişken aklıma Ovacık’ın Komünist Partili Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu geldi. Maçoğlu, bir süre önce geldiği Bursa’da nasıl bir belediyecilik yaptıklarını anlatırken hakkında açılan “kamuyu zarara uğratma” davalarından bahsetmişti. Maçoğlu’na su ve ulaşımın ücretsiz olmasından dolayı dava açılmış. O da su ve ulaşımda çok cüzi bir fiyat uygulamak durumunda kalmış. İnsan gerçekten hayret ediyor. Vergisini veren halk su ve ulaşımdan ücretsiz yararlanıyorsa burada kamu nasıl zarara uğruyor? Zaten halkın kendisi kamu değil mi? Oysa kamunun asıl zarara uğradığı o kadar çok yer var ki. Saymakla bitmez ama ben iki tanesini yazayım yeter. Osmangazi Köprüsü’nden geçmeyen araçlar için Hazine garantisi nedeniyle yüklenici firmaya yılda 750 milyon dolar civarında ödeme yapıldığını bizzat bundan önceki Ulaştırma Bakanı açıklamıştı. Yine bir soru önergesine verilen yanıtta da Üçüncü Boğaz Köprüsü için yüklenici firmaya Hazineden yılda ödenen rakamın 600 milyon TL’den fazla olduğu belirtilmişti. Hazine garantili olarak yapılan kimi havaalanları ve şehir hastaneleri ise ayrı bir konu.

Bütün bunlar kamuyu zarara uğratmıyor da Ovacık’ın Komünist Başkanı mı halka ücretsiz su ve ulaşım sağladığı için kamuyu zarara uğratıyor?

Peki, o Başkan ne yapmış bu arada?

AKP iktidarının hiç hoşuna gitmeyecek bir işe daha imza atmış ve Ovacık’ın gelir-gider tablosunu daha önceki yıllarda olduğu gibi belediyeye asmış…

Belediyenin gelir-giderleri ile borç tablosunu kalem kalem yazdırdığı 7 metre uzunluğunda, 3 metre genişliğindeki afişi bina giriş kapısının üzerine astıran Başkan Maçoğlu, “Harcadığımız her kuruşun hesabını halkımız bize sorsun diye hesapları halka açıyoruz. İsteyen vatandaşlarımız belediyeye gelerek faturaları ve gelir giderleri inceleyebilir ve bu konuda araştırma yapabilir. Hiçbir gizlimiz yok, biz zaten bu halka hizmet için varız, bunun için hesapları hiçbir şekilde halka kapatmamız ya da gizlememiz söz konusu olamaz. Biz yönetime geldiğimiz zaman belediye zarardaydı ve borçları vardı şimdi, belediyemiz kara geçti ve nakit parası da var” diyor.

Komünist Başkanın yaptığını Türkiye’de kaç belediye yapabilir?

Göz atın

Hep beraber kaybediyoruz…

Dursun EROĞLU 1984’ün sonbaharında gazetecilik yapmak üzere, görevli, geldiğim Bursa’da ilk şaşkınlığım, yerel gazetelerin bu …

Küçük Prens’in Basın Odası ziyareti

Yerel basın bugüne kadar sansür, baskı, mahkumiyet ve akla gelebilecek tüm basın özgürlüğü kısıtlamalarından nasibini …