Pazar , Temmuz 12 2020
Anasayfa / Arşiv / COVID-19 salgını sırasında veri-hükümet-gazetecilik üçgeni

COVID-19 salgını sırasında veri-hükümet-gazetecilik üçgeni

 

Cemgazi YOLDAŞ

 

Veri gazeteciliği, tüm dünyada etkisini gösteren küresel salgın döneminde önemli bir sınavdan geçti. Veri gazeteciliğinin, geleneksel haber üretim süreçleriyle arasındaki sınır sorunu da bugünlerde ortaya çıktı. Veri gazeteciliği ve geleneksel gazetecilik haber üretim süreçleri arasındaki mesafenin ortaya çıkan ürünün nitelikleri üzerinde pek çok açıdan belirleyici olduğunu düşünüyorum. Bu yazıda, Covid-19 küresel salgını sırasında Türkiye’deki veri gazeteciliğine ilişkin düşüncelerimi aktarmaya çalışacağım.

 

Veri gazeteciliğinin konuşulmayanı: Kimin verisi?

 

Veri gazeteciliği tartışmalarında en önemli sorulardan birisi “kimin verisi” sorusudur. Verilen cevaplar kurum ve kuruluşları işaret edebilir. Verilerin kaynağı bazen “sızma” belgeler olarak karşımıza çıkabilir. Burada, bir adım geriye giderek verilerin kurumsal olarak üretilmesine bakılmalıdır. Veriye ulaşma, görselleştirme ve anlatı, haber üretim sürecinde birbirini tamamlayacak bileşenlerdir. Ayrıca, bu bileşenlerin birbiriyle ilişkili olduğunu savunmak, haber üretiminde üretimin bütünlüklü bilgisinden muhabirin kopmamasına yönelik bir ısrardır. Bu bileşenler arasında veriye ulaşma kilit bir önem taşımaktadır.

 

Verinin istatistikle olan bağı, veri gazeteciliğinde devleti tartışma olanağını sunar. İstatistik, devlet ve durum[1] kavramları birbiriyle ilişkilidir.  Bu ilişkiyi incelen geniş bir yazın bulunuyor[2]. Özetlenirse, devlet modern zamanlara özgü yeni bir siyasal birlik formu olarak karşımıza çıkmaktadır. Durumun giderek siyasal anlam kazanması, o yıllarda devlet aklına yönelik düşüncelerle yakından ilişkilidir. Devlet, ancak kendisine bakılarak anlaşılabilir ve kendine bakması, gücünü tanıması istatistik biliminin doğuşudur. İstatistik zamanla devletin bilgisi olarak tanımlanmaya başlamıştır. Devlet-durum-istatistik arasındaki bağ kabaca budur. Bu kapsamda “kimin verisi” sorusu üç şekilde açılabilir; (i) veriler kim tarafından toplanmaktadır, (ii) veriler kimlerin denetimindedir ve (iii) verilerin işaret ettikleri kimlerdir? Dünyada ve Türkiye’de Covid-19 pandemisinin ülkeler üzerindeki etkilerine yönelik günlük yapılan açıklamalara bakıldığında bu üç soruya bugün daha kolaylıkla cevap verilmektedir. İlk iki soruya verilen yanıt ise veri gazeteciliğinin sınırlılığını da ortaya sermektedir.

 

Yeni değil, düzey değişimi

 

Veriyle hem toplumun hem de gazetecilerin ilişkisi yeni değildir. Veri gazeteciliğiyle birlikte gelen, kökten bir değişim değildir. Bu, sadece düzey değişimidir. Düzey değişimin kökleri, yeni iletişim teknolojilerinin gelişimiyle alakalıdır. Günümüzde, yaygın kullanım alanı olan pek çok veri yaratılmaktadır. Bu durumda gazetecilik veriyle iki düzeyde ilişki kurar.  Birincisi; hayatın pek çok alanının verisinin üretilme ve sayısal hale getirilme olanağıdır.[3] Verisi tutulan alanların gelişmesi ve genişlemesinin araştırma alanını genişletmek isteyen gazetecilere sağladığı olanaktır. Gazetecilerin de erişebileceği sayısal bilgi açığa çıkmaktadır. Günümüzde gazeteciler sınırlı bir veri setini değil, farklı pek çok veri setini araştırmalarında kullanma, hatta doğrudan araştırma konusu haline getirme olanağını bulmuşlardır.

 

Değişen ikinci düzey, verilerin artarak haber anlatımının bir aracı olarak kullanılmasıdır. Gazetecilik pratiğinde, gerçekliğin aktarımında verilerin görselleştirilerek aktarımı giderek yaygınlaşmaktadır. Görselleştirilerek sunum, inandırıcılığı arttırmakta, çarpıcılığını doğrudan okuyucuya iletmektedir. Okuyucular, doğrudan ilgili verilerle ilişkiye girebilmektedir. Bu iki düzey değişikliğinde; günümüz teknolojilerinin büyük bir kolaylık sağlar. Ancak burada gazetecik faaliyeti olarak bahsedilen, çok sayıda veriden özel olanın kazınması, bunun kamu yararın gözeterek sunulmasıdır. Bu, veri gazetecisinin, bir anlatım aracı olarak dilin ve fotoğrafın yanı sıra görselleştirme araçlarını da etkin bir şekilde kullanmasını gerektirmektedir. Veri gazetecisi için veri görselleştirme; dil ve fotoğrafla birlikte ve en az bunlar kadar etkin bir şekilde kullanılması gereken bir araçtır.

 

Veri gazetecisinin sınır sorunu: Memur veya şirket çalışanı değil, gazeteci olmak

 

Verilerin depolanmasında artık şirketler de devletler kadar etkin bir konumda yer almaktadır. Şirketler için kâr, devletler içinse denetim bu verilerin kullanımında gözetilen en önemli noktalardır. Bunun karşısında, verilerin kamu yararına kullanımını mümkün kılacak bir pratik olarak veri gazeteciği yükselmektedir. Burada, veri gazetecisinin sınır sorunu da ortaya çıkmaktadır. Bu noktada temel ayrım, gazetecinin, ne bir şirket gibi kâr amacıyla, ne de bir devlet gibi denetim ve yönetim amacıyla veriler tutan kişi olmamasında ortaya çıkacaktır. Ayrıca, yine bu amaçlarla devlet memuru ve şirket çalışanı gibi verileri görselleştiren ve bunu dolaşıma sokan kişi de olmamalıdır. Bir veri gazetecisi kendine sürekli olarak, açıkladığı bu verilerin kamu yararı için mi; yoksa kâr, denetim ve yönetim için mi açıklandığını sormalıdır.

 

Veri gazetecisinin karşı karşıya kalacak olduğu sınır sorununu aşmaya yönelik elinde önemli bir araç vardır. Bu, haber üretim pratiğinin bugüne dek birikerek oluşturduğu deneyimin bilgisidir. Haber üretiminin özgül bir biçim olduğunu, başka bilgi aktarım süreçlerinden farklı yapısı ve örgütlenmesinin bulunduğu hatırlanmalıdır. Haber üretim pratiğinin amacı, şekli ve konusu bulunmaktadır. Hâkim tartışmalar, büyük oranda haber üretiminin konusu etrafında şekillense de, sayılan amaç ve şekil de haber üretim sürecinin ayrılmaz parçalarını oluşturmaktadır. Gazetecinin yükümlülüğü de, kendini bu üç durumda da ve farklı biçimlerde göstermektedir. Veri gazetecisinin içinde bulunduğu sınır problemini aşması ise, gazetecilik pratiğinin bu üç unsuruna yaklaştığı ölçüde gerçekleşecektir.

 

Gazeteciliğin genel amacını kamu yararı oluşturur. Ancak, gazetecilik içindeki uzmanlık alanlarının özgülendiği ayrı ve spesifik bir amaç bulunabilir. Bu özgül amaçlar kamu yararı çatısı altında bulunan amaçların bir yansımadır. Örneğin, bir çevre muhabirinin su kirliliğinin önlenmesine yönelik; sağlık muhabirinin çocuk “anneler”in durumunu ortaya çıkarmak üzere yaptığı haber kamu yararı şemsiyesi altındadır. Kamu yararı kavramının belirsizliği belki kamu yararı nedir sorusunu yanıtsız bırakabilir. Ancak, kamu yararının değilini düşünmek kişiyi, kamu yararına yakınlaştırır. Aynı örneklerden devamla, denizin kirletilmesini özendiren haber yapılması ya da doğum yapan çocuk sayılarına ilişkin bir haber yapılmaması içinde kamu yararı barındırmamaktadır. O halde, veri gazeteciliğinin temel amacı da, aynı kamu yararını aramak olmalıdır. Veri gazetecisi için temel olumsuzlamalar kendini şu sorularda ortaya çıkarır: benim açıkladığım veriler, (i) özel bir şirketin kârını arttırmasına hizmet ediyor mu, (ii) beni devletin denetim ve yönetim pratiklerinin bir aracı haline getiriyor mu?

 

Haber üretiminin şeklinde ise haberin bütünlüklü ve sürekli yapısı iki önemli ilkedir. Bütünlük iki anlamda anlaşılabilir. İlki, haberin oluşum sürecinde muhabirinin bir bütün olarak, başından sonuna o haberin üretim aşamalarında bulunmasıdır. İkincisi, toplumu bütünlüklü bir şekilde ele almasıdır. Gazetecilik içerisinde görülen uzmanlaşmalar birbiriyle geçişlidir, Çevre ekonomiyle, ekonomi sporla, spor siyasetle ilgili olabilir. Bu nedenle, muhabirin topluma ilişkin bütüncül bir kavrayışı olmalıdır. Dolayısıyla, veri gazetecisinin de verileri sadece açıklandığı veya oluşturduğu gibi aktarması beklenemez. Toplumla ilişkilendirdiği ölçüde sınır sorununu gazetecilik pratiği lehine aşacaktır. Örneğin, hava kirliliği raporu açıklandığında, kirliliğin oluştuğu alanlardaki toplu taşıma pratikleriyle ilişki kurması beklenmektedir.

 

Şekil’in bir diğer ayağı sürekliliktir. Sürekliliği iki noktada ele almak doğru olacaktır. İlki, haber üretim pratiğinin yayıncılıkla olan ilişkisidir. Üretilen haber topluma eriştirilmediği takdirde anlamsızdır. Toplanan haberler belirli düzenlilikler içinde okuyucuya eriştirilir. İkinci durum fikri takiptir. Fikri takip, bir gazetecinin belirli aralık ve sürelerde haberini güncellenmesini öngörür. Öte yandan, veri gazeteciliği de sürekliliğe geleneksel haber üretim pratikleri kadar bağlı olduğu müddetçe sınır sorunu, gazetecilik lehine çözülecektir. Gazetecinin, halka eriştirmekte olduğu bir haber için ilgili kaynaklara ulaşma sorumluluğu bulunmaktadır. İlgi kaynaklardan veri bekleme, ya da ilgili kaynaklar hakkında veri sızmasını bekleme konforu kabul edilemez. Gazetecinin süreklilik oluşturacak veri ağlarını gerekirse oluşturma girişimi olmalıdır. Geleneksel gazetecilikte “çıngırakçı” olarak nitelendirilen bu durum, veri gazetecisi için de mümkündür. Ayrıca, süreklilik ilkesine veri gazeteciliğinin sunduğu bir olanak da bulunur. Daha önce genellikle belirli bir düzen içinde ilerleyen haber aktarımı, kesintisizliğe dönüşebilecek bir haber aktarımı haline gelebilir. Örneğin, Bursa’da taksi yoğunluğuna ilişkin veriler her günün sonunda haberleştirildiğinde belirli bir düzen içinde, anlık site yayını ile aktarıldığında ise kesintisiz bir haber aktarımına işaret etmektedir. Veri gazeteciliği, en az geleneksel haber üretim pratikleri kadar düzenliliği içinde barındırmalıdır. Kurum ve kuruluşlara bağlı beklemeler gazetecilik pratiğinde bir eksilme olarak değerlendirilebilir.

 

Covid-19 sürecinde Türkiye veri gazeteciliğinde saptanan bazı sorunlar

Covid-19 süreci, veri gazeteciliği için bir sınav niteliği taşıdı. Ancak, veri gazeteciliğinin Covid-19 süreci içerisinde yetersiz kaldığını söylemek yanlış olmayacaktır. Tıp alanında bilim insanlarından, iletişim alanında çalışan araştırmacılardan daha fazla veri görselleştirme çalışması yaptığı söylenmelidir. Öte yandan, gerek gazeteciliğin haber üretim pratiğinin ayrı bir biçim olduğu gerekse kendine ait belirli unsurları barındırdığı düşünüldüğünde yapılan bu çalışmaların muhabirlik pratiği olarak değerlendirilmesinin önünde engeller görülmektedir. Kaldı ki bunlar arasında, oldukça başarılı olarak nitelendirilebilecek veri görselleştirmeleri de bulunmaktadır. Bu kapsamda, veri gazeteciliği dendiğinde yukarıda belirtilen gazetecilik pratiklerine yakınlaşan, düzey değişimlerini kendine bir araç olarak kullanan, sayılan amaç, şekil ve biçime yönelik ilkeleri içerisinde barındıran örnekler aranmaktadır.

 

Türkiye’de veri gazeteciliğinin, “veriyle yapılan bilgilendirme” işleminin ötesine geçememiştir. İnternette hız ve “tık” kaygısının, verinin bir anda olduğu gibi verilip, tüketilmesine neden olduğu görülmüştür. Covid-19 sürecinde Türkiye medyasında saptanan genel eğilim, açıklanan verinin “işte günlük vaka sayıları” başlığında verilmesi ve alt alta sıralanması yönünde olmuştur. Türkiye’de veri gazeteciliği bakanlık açıklamalarına bağlı kalmıştır. Kuşkusuz bu, bakanlık kadar örgütlü olamamasından kaynaklanabilir. Ancak, verilerin bir kaynağa bağlı olması ve o kaynağın açıklamalarını bekleyerek şekillenmesi -ki bu veri gazeteciliğinin aşmak zorunda olduğu bir sınırlılık- Covid-19 sürecinde gözle görülür bir hâl almıştır. Türkiye’de, ilk vaka 11 Mart tarihinde açıklandı. İlk başlarda basın açıklamaları yöntemiyle veya sağlık bakanının kişisel Twitter adresi üzerinden açıklanan veriler daha sonra tablolar biçimiyle açıklanmaya başlandı. Bakanlık tarafından açıklanan resmi tablolardan önce, açıklanan verilerin görselleştirilerek dolaşıma sokan kayda değer bir veri gazeteciliğin örneği sergilenmedi. Resmi tabloların açıklanmasıyla birlikte ise dolaşımda olan resmi veri görselleştirmeleri oldu. Öte yandan, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından salgına ilişkin verilerin açıklanacağının duyurulduğu internet sitesi ise, yine bakanlık açıklamalarına kadar güncellenmedi. Açıklanan tablo ve grafiklerin ötesinde veri gazeteciliği örneği sergilenmedi. Uluslararası anlamda ise, önceden paylaşılan yabancı görselleştirmeler doğrudan buralarda ikame edildi kullanıldı daha önce yapılan görselleştirmelere bağlı kalındı. Burada en temel sorunun, veri elde etme ağlarının yetersiz olması olarak kendini göstermektedir.

 

Düzey değişikliklerine bakıldığında, değişen düzeylerden yeteri kadar faydalanılmadığı düşünülmektedir. Yeni iletişim teknolojilerin pek çok veriyi oluşturmaya imkân tanıdığı ve gazeteciler için araştırılacak alanın genişlediği ifade edilmişti. Ancak genişleyen bu alanlara temas eden gazetecilik örnekleri yeteri kadar kendini gösteremedi. Örneğin, Twitter’da oluşturulan çevrimiçi içeriklere yönelen gazetecilik pratikleri haber olmadı. Bağımsız araştırma şirketleri tarafından kamuoyuyla açıklanan pek çok rapor haberleştirilmesine karşın, veri gazeteciliği içinden böylesi bir haber üretim pratiği de gözlenmedi.

 

Öte yandan ulaşılan verilerin dışına çıkan, ikincil bir değerlendirmeye tabi tutan bir veri gazeteciliği pratiği de halen bulunmuyor. Örneğin, her gün açıklanan veriler içinde, haber üretiminin şekil ögesi içerisinde sayılan, şekil ögesine uyan çıkarımların olmaması büyük bir eksiklik olarak göze çarpıyor. Parça parça, bazı günler yapılan haberler bulunmasına rağmen veri gazeteciliğinde muhabirin sorumluluk eksikliği göze çarpıyor. Daha açık olmak gerekirse, tekil örnekler veri gazeteciliği içerisinde haber olarak değerlendirilebilir ancak, muhabirin veri gazetecisi olarak değerlendirilmesine bu aşamada kuşkulu bakılmalıdır. Örneğin, bir ekonomi muhabirinin belirli günlük rutin haberleri bulunmaktadır. Ekonomi hakkındaki temel açıklamaları, bakan konuşmalarını, özel durumlar dışında 10 günde bir geçmek söz konusu olamaz. Bir veri gazetecisinden de aynısı beklenir. Bu süreklilik ilkesi ile alakalı görülmektedir. Dolayısıyla, açıklanan verilerden aktif vaka sayısının ne olduğunun hesaplanarak verilmesi bir veri gazetecisi için 10 günde yapılabilecek bir durum olarak düşünülmemektedir. Ya da test sayısının nüfusa oranı veya günlük vaka sayısının günlük test sayısına oranı gibi… Dolayısıyla hem başka verilere bağımlı hem de süreklilik ilkesi zarar görmüş bir pratik içinde, tekil örnekler veri gazeteciliği örneği olarak değerlendirilse de veri gazeteciliği gibi sürekli bir pratikten bahsetmek oldukça güçleşmektedir.

 

Saptanan sorunlara ilişkin çözüm önerileri

Veride otoriteye bağımlılık sorununun çözümü oldukça güç gibi görülse de buna yönelik bazı girişimlerde bulunulabilir. Ancak veri gazeteciliği ile ilgilenen muhabir sayısının azlığı ve bu muhabirlerin başka alanlara da bakma zorunluluğu ile ekstra bir sınırlılık olarak karşılaşılacaktır. Fakat, belirli teknik altyapılar kolektif bir şekilde kurulabilir. Bu noktada temel hatırlanması gereken, gazetecinin sadece bilgiyi sunan kişi olamaması durumudur. Bilgiyi arama, bilgiye ulaşma ve bilgiyi talep etme sorumluluğu üzerinde olan kimse olarak gazeteci, var olan yapılara rağmen bu sorumluluğunu geliştirecek yollar içerisine girebilir.

 

Bunun basit örneği, medya kuruluşlarının insanlardan test sonuçlarını talep etmesi olabilirdi. Bunun için günümüz teknolojisi pek çok olanağı da içerisinde sunuyor. İnternet sitelerine açılacak ek bir sayfa, bilginin teyidi için fotoğraf gönderilmesinin okuyuculardan talep edilmesi bunlara örnek gösterilebilir. Bunun daha gelişkin örneği ise, seçim sistemlerinde kurulan tutanak gönderme alt yapılarına benzer altyapıların oluşturulması olabilir. Bu öneriler, “devletin topladığıyla bir olur mu?” sorusunun haklı olarak yöneltilmesine neden olabilir. Ancak, gazeteciliğin bütünlüklü bir pratik olduğu tekrar hatırlandığında, bu çaba “Türkiye’nin günlük verilerini biz vereceğiz” iddiasının dışında tutulduğunda toplumda yer alan pek çok haberi yakalama olanağını da sağlayabilir. Örneğin, sokakta düğün kutlanan bir mahallede vaka sayısındaki artışa rastlanabilir. Ya da medya kuruluşuna gelen pozitif vakanın takibi yine medya kuruluşu tarafından takip edilebilir. Sosyo-ekonomik olarak farklı pozitif vaka insanların iyileştikten sonra hangisinin işe gitme zorunluluğu var, hangisi kendisine 15 gün daha dinlenme olanağı sunuyor, muhabir için bir haber olabilir.

 

Veri gazeteciliği gazetecilik pratiklerine içkin olarak algılanmalıdır; temel haber üretim süreçlerinin veri gazetecileri tarafından da bilinmesi gerekmektedir. Aksi halde, tekil örneklerden oluşan, kendi üretim süreçlerinin bilgisini yaratamamış veri haberleri olacaktır. Bu aşamada, yer alan ürünleri veri haberleri olarak değerlendirmek ancak pratiği gazetecilik olarak değerlendirmemek daha doğrudur. Gazetecilik, hem mesleki ilişkilerinden hem de toplumsal ilişkilerinden kopuk bir pratik değildir. Gazeteci, haber yapmaya haberin kendisi tarafından zorlanan kimsedir. Veri haberi üreticilerine veri gazetecisi denmesi için aynı zorunluluğun onlar üzerinde de etkili olması gerekir. Veri bekleyen değil veri bulmaya zorlanan olmalıdır. Dolayısıyla, haber yapmaya zorlanan ve bu haberi yapmayı sorumluluğunda hisseden gazetecilerin, kurumları veri açıklamaya zorlar hale gelmesi, kendi veri ağlarını kurması gerekmektedir.

 

Bugün gelinen noktada, geleneksel haber üretim pratikleri karşısında veri gazeteciliğinin temel iddiaları yeniden düşünülmelidir. Geleneksel haber üretim pratiklerinde, gazeteciler kaynaklarıyla olan ilişkisini aktif bir konumda sürdürmeye devam etmektedir. Veri gazeteciliğinde muhabirlerin, kendine dışsal verileri bekleyen pasif bir konumda bulunmasının önüne geçecek çözüm önerileri acilen geliştirilmelidir.

 

 

[1] Statistic-State-Status.

[2] Jean-Pierre Brancaurt, Alessandro Passerin d’Entreves, Michel Foucault, Mark Neocleous vb. yazarlar bu kapsamda modern anlamda devlet sözcüğünün anlamının dönüşümünü ele alırken, durum ve istatistik arasındaki ilişkiyi daha detaylı olarak ortaya koymaktadır. Bu tartışmaların önemli bir kısmında yönetim bilimleri sanatı tartışmaları ve devlet aklı yaklaşımı yer almaktadır.

[3] Olanak denmesine karşın burada, etik problemler ortaya çıkmaktadır. Etik kapsamında ayrı bir tartışma konusu olmakla birlikte bu yazının özel ilgi alanı nedeniyle değinilmemiştir.

Göz atın

Yokluğun sınırında algı değil hizmet

  İsmet KARACA CHP Bursa İl Başkanı Aralık 2019 ortalarında Çin’de varlığını belli eden Covid-19 …

Yeni normal-eski normal “Corona Peşkeşleri”

Fırat YILMAZ   Hayatımıza Covid-19 süreciyle beraber yeni kavramlar girdi. En fiyakalı olanı “Yeni Normal” …