Pazar , Ağustos 9 2020
Anasayfa / Arşiv / Medya dünyası entübe durumunda

Medya dünyası entübe durumunda

Ahmet YILDIZ

Gazete ve televizyonlar uzun süredir iktidar virüsünün saldırısı altındaydı. Büyük merkez medya bu virüsten fayda sağlarken,  bir avuç muhalif medya ise artık entübe durumunda. Muhalif medyanın bunu atlatması kolay değil ama dayanışma ile imkansız da değil… “Korona” denen virüs sadece insanlara değil, medyaya da bulaştı. Öyle bulaştı ki, gazetelerin, televizyonların çalışma düzeni,  habercilik anlayışı berbat oldu. İktidarın baskısının yarattığı korku bir yandan, virüsün dayattığı koşullar bir yandan medya dünyasını tuş etti. Virüs, mart, nisan ve mayıs aylarında insanların bugüne değin bilmediği, yaşamadığı, alışık olmadığı, hazır olmadığı yaşam ve çalışma koşullarını dayattı. Medya dünyası da bu koşullardan fazlasıyla etkilendi. Son üç ayda, önceleri hafta sonları iki gün sokağa çıkma yasakları başladı, sonra buna 65 yaş üstündekilerin sokağa çıkma yasakları da eklendi. Baktılar virüse yakalananlar tırmanışta yaşlılara 20 yaş altı gençlerin eve kapatılması da dahil edildi.  Haftasonlarında, tatil günlerinde genelde gazetelerin satışları artar ama bu dönemde tam tersi oldu. Toplumun bir kesimi eve kapatılınca, gazeteler bayilerden alınamayınca haliyle tirajları da düştü.

Gazete yöneticileri, özellikle de muhalif gazeteleri yönetenler buna  nasıl bir çözüm bulacaklarını kara kara düşünürken, 16, 17, 18 ve 19  Mayıs günlerinde ülkenin tamamında sokağa çıkma yasağı ilan edilince, iktidar yandaşı gazeteler az çok okura ulaşırken,  Cumhuriyet, BirGün, Yeni Çağ ve Sözcü gibi muhalif yayın organları yığınlar halinde elde kaldı. İstanbul’un bazı ilçelerinde ve İzmir’de Sözcü gazetesinin belediye elemanları tarafından halka bedava dağıtılması engellenmeye çalışıldı. Bugünlerde virüsün gazetelerden de insanlara bulaşıp bulaşmadığı tartışılırken,  Sözcü gazetesinin buna çözüm olarak, birinci sayfası ile arka kapağını boş bırakarak çıkması dikkat çekiciydi. 19 Mayıs’a denk getirilen sokağa çıkma yasağının hemen ardından,  4 günlük sokağa çıkma yasağı da Ramazan bayramına denk getirildi. 23, 24, 25 ve 26 Mayıs’ta 83 milyon eve kapatıldı. Bu 4 günlük yasak döneminde basın tarihinde bir ilk yaşandı. 19 Mayıs’taki 4 günlük yasaktan ders alan gazete yöneticileri,  bayram yasaklarında üç gün gazeteleri çıkarmadı. 1990 yılından bu yana bu bir ilkti. 1990’dan önce de ramazan ve kurban bayramlarında gazeteler çıkmazdı ama yerine gazeteci cemiyetleri tarafından bayram gazeteleri çıkarılırdı. Bu sayede ekonomik olarak zor durumda olan gazeteciler üç beş kuruş kazanırken,  diğer meslektaşları da tatil yapar, dinlenme olanağı bulurdu.

Türkiye en son sokağa çıkma yasağını 12 Eylül 1980’de yaşamış, o günlerde bile gazeteler çıkmış ve okura ulaşmıştı… Dünyada gazetelerin 400 yıllık bir geçmişi var. Bizde ise ilk Türkçe gazete 160 yıl önce yayınlanmış. Yani Türkiye’de 1860 yılından bu yana gazeteler yayınlanıyor… 160 yılda yayınlanmadığı dönem bu üç günlük dönem. Zaten tirajı düşük, ekonomik olarak da zor durumda olan muhalif gazeteler bu dönemde çok daha zor durumda kalmış durumda. Bu gazetelerin mevcut tirajları daha da düştü,  buna paralel az olan ilan gelirleri daha da azaldı. Çözüm olarak az da olsa, eleman çıkardılar,  sayfa sayısını azalttılar,  özellikle gazetelerin mutfağında çalışan gazetecilerin önemli bir bölümü de evlerinden çalışmaya başladı… Böylece ulaşım ve yemek giderlerinden de tasarruf edildi.

Türkiye’de toplumun en büyük zaman geçirme, oyalanma aracı olan televizyonlar pandemi döneminde daha da fazla önem kazandı, daha fazla ön plana çıktı. Üç dört kanalın dışında onlarca, yüzlerce televizyon kanalı yandaşların, yanaşmaların elinde… Haliyle iktidarın en büyük kozu havuz gazetelerinin yanı sıra havuz kanalları… Gerçekleri çarpıtma, karartma, örtme konusunda en büyük görev bunlara düşüyor. Kabul edelim ki bu konuda da zaman içinde çok ustalaştılar, uzmanlaştılar.

Bir süre sonra hafta sonları sokağa çıkma yasağı başlayınca, sokağa çıkma yasağı bitince, televizyon yöneticilerinin, sunucuların, habercilerin işi daha da kolaylaştı. Koyarsın, İstanbul’un ünlü meydanlarına, zengin semtlerine iki üç muhabir,  Ankara, İzmir, Bursa, Antalya ve Diyabakır’a da birer muhabir. Sokağa çıkma yasağı mı var,  dakikalarca boş sokak görüntüleri eşliğinde ortam anlatılır, yasak mı bitti, bu sefer de aynı yerlerdeki insan kalabalıkları, sosyal mesafenin korunup korunmadığı (çoğunlukla da korunmaz), maske takılıp takılmadığı falan. Bu konular anlatılırken, kalabalık pazar yeri görüntülülerini de unutmamak lazım.

Bilindiği gibi Türkiye’de ilk virüs vakası 11 Mart’ta görüldü. İlk ölüm de yanılmıyorsam 17-18 Mart’ta meydana geldi. İnsanlar televizyonlarda astronot gibi giyinmiş sağlık personelini, doktorları, hemşireleri görüyordu.  Bir de hasta yataklarında her tarafı hortumlarla, kablolarla bağlı hastaları.  Haftalar geçti hiçbir kanalda, bir muhabirin bir hastaneye gidip bu insanları görüntülemesini, sorular sormasını, yoğun bakım koşullarını görüntülemesini görmedim.  Bu televizyonları yönetenler nasıl bu kadar ilgisiz, meraksız olabilir, nasıl o ortamı haberci gözüyle düşünmez, olacak şey değil.  Bir gün bir baktım NTV’de,  personelin o kıyafetleri nasıl giydiğinin,  yoğun bakım ünitesinin görüntüleri.  Haberi yapanlar BBC Türkçe servisinin muhabirleri… Türkiye’nin ilk haber kanalı NTV’nin yöneticileri hiç utanıp sıkılmadan, bir İngiliz haber ajansının haberini kullanıyor.  Bir süre sonra da haber kanalları Reuters Haber Ajansı’nın yaptığı benzer haberi haber bültenlerinde kullanınca, ağız dolusu küfür ettim… Nihayet bizim haber kanalları mayıs ayında Anadolu illerindeki şehir hastanelerinde benzeri haberleri yapmayı akıl edebildiler…

Bu üç aylık süreç, televizyon ve gazeteciliğin ne kadar dibe vurduğunun da göstergesi oldu. Bu dönemde muhalifler de dahil, gazeteler ve televizyonlar toplumun yüzde 80’inini bir yana bırakıp, yok sayıp ofis haberciliği, büro haberciliği, ajans haberciliği yaptı.  Bu süreçte hiçbir haber kanalı, gazetelerde dahil, milyonların yaşadığı varoşlarda, yoksul semtlerinde, gecekondularda,  aç, işsiz, çaresiz insanların yaşamlarını, çektiklerini, ne yiyip, ne içtiklerini haberlerine taşamadı. Bunu yandaşlar bilinçli bir tercihle, muhalifler ise teknik olanaksızlıklar, muhabir kadrolarının yetersizliğinden yapmadı. Hiçbir televizyon kanalı,  virüsten ölen bir hastanın cenazesinin nasıl toprağa verildiğini de haberleştirmedi.  Bu dönemin en büyük mağdurlarından bir kesimi eve kapatılan yaşlılardı, hiçbir haber kanalı, bu insanların evlerine gidip, ne istediklerini, ne çektiklerini,  bir günü nasıl geçirdiklerini ekrana taşımadı. Yine bu kanallar,  yoğun bakın tedavisi gören bir hastanın, taburcu edildikten sonra nasıl bir süreç yaşadığını haberleştirmeyi akıl edemedi. İşini kaybedenler,  destek, yardım alamayanlar, çöplerden yiyecek toplayanlar haber konusu olmadı. Bu dönemde iktidarın dışladığı Türk Tabipler Birliği, Tabip Odası üyesi uzmanlar televizyonlarda yer bulamadı. Bir iki muhalif kanal dışında…

Bu yazı yazıldığında, kaderine terk edilmiş ihtiyarlar hariç yasaklar kalkmıştı. Bu üç aylık dönemde yine iktidar muhalif medyaya bol bol sopa gösterdi, tehdit etti, gözdağı verdi. Bu konuyu yazmak ayrı bir yazı konusu… Son günlerde, Halk TV ve Tele-1’e, sudan gerekçelerle 3’er, 5’er program durdurma cezaları verildi.  Halk TV’ye ayrıca 125 bin lira gibi ağır bir para cezası da verildi.  Fox TV sunucusu Fatih Portakal hakkında soruşturma açıldı. Cumhuriyet Gazetesi’ne, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ile ilgili yaptıkları haberden dolayı Basın İlan Kurumu tarafından 35 gün ilan kesimi uygun görüldü.  Basın İlan Kurumu Fahrettin Altun’a bağlı.  Cumhuriyet gazetesinin 31 Mayıs tarihli sayısının birinci sayfasında birisi manşetten olmak üzere üç tekzip metni vardı.  Üç tekzip metni de Fahrettin Altun’la ilgiliydi… Durum bu olunca,  medya dünyasının büyük çoğunluğunda,  “Ne şeytanı gör, ne de salavat getir” yayıncılık anlayışı hakim…

 

 

Göz atın

Yokluğun sınırında algı değil hizmet

  İsmet KARACA CHP Bursa İl Başkanı Aralık 2019 ortalarında Çin’de varlığını belli eden Covid-19 …

COVID-19 salgını sırasında veri-hükümet-gazetecilik üçgeni

  Cemgazi YOLDAŞ   Veri gazeteciliği, tüm dünyada etkisini gösteren küresel salgın döneminde önemli bir …