Cumartesi , Aralık 5 2020
Anasayfa / Arşiv / Halimiz, ahvalimiz

Halimiz, ahvalimiz

Engin Korkmaz

ÇGD Antalya Şube Başkanı

Hükümetin et ithal ederek vatandaşına ucuz et yedirme telaşına düşen bu ülkede 2 bin yıl önce Galatya Kralı Amyntas’ın Konya Ovası’nda 300 koyun sürüsü vardı…Anadolu yaban koyunundan Torosların kara keçisine, Doğu Anadolu kırmızı sığırından, kara sığıra bir çok yerli hayvan türüne ev sahipliği yapan Türkiye, binlerce yıldır bu toprakların insanının kutsal bildiği, can bellediği, yoldaş saydığı türlerine ne yazık ki sahip çıkamadı.

Bugün 10 bin lira maaşla çalışacak çoban bulanamıyor.

Pandemi, karantina, sosyal mesafe, entübe.. Birçok yeni kelime girdi yaşantımıza. Hayatımız değişti, yaşam standardımız değişti. Tek değişmeyen ise yoksulluğumuzun, fakirliğimizin alabildiğine devam etmesi oldu.

Pandemi sürecinde gazetecilere ne mi oldu? Genel tabir ile toplumun yüzde 90’nı gibi yalnızlaştık, içimize kapandık.   İnterneti bu süreçte daha faydalı kullandık belki ama tek gördüğümüz beyaz bir ekrandı. Fazlası değil.  Örgütsüzlük bu dönemde tavan yaptı. Pandemiden önce en azından fiziksel temasımız vardı, örgütlenmekten korkanlar için bu bile yeterliydi. ‘Sendikalı değilim, dernek üyesi değilim ama başım sıkışırsa bana yardım ederler” diyenler bu dönemde bizden iyice uzaklaştı.

Milyonlar gibi geçim derdi sardı gazetecileri de. Mesleği; baskıyı kurtarmak, maliyetleri en aza indirgemek şeklinde gören patronlar, hükümetin kısa çalışma ödeneği çıkışına omuz verdi. Binlerce medya emekçisi geride kalan 3 ayı bin küsur lira ile geçirmek zorunda bırakıldı.

Ve asgari ücretin yarısından da az bir ücretle hayata tutunmaya çalışan medya çalışanlarından ülke sorunlarına, kent sorunlarına müdahil olmaları, haber yapmaları istendi.

Düşünsene 1.300 lira maaş alıyorsun, borç gırtlağa dayanmış, elektrik-su faturaları keza öyle, mutfak tam takır; beynin bunlarla meşgulken sen ülke sorunlarına kafa yoruyorsun. Gerçekten trajik bir durum!

Hal böyleyken gazeteci dostlarımız ‘gemisini kurtaran kaptan’ misali başını kuma gömmüş sürecin geçmesini ve patronunun ona layık göreceği yeni normali düzeninin şartlarını bekledi.

Bir de işin emek tarafı var elbette. ‘At iti, it izine karıştı’ derler ya, tam olarak öyle bir dönemden geçiyoruz. Pandemi sürecinin daha başında Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın avukatını aramış ve bu kısa çalışma ödeneğinden ötürü hak gaspı yaşayıp yaşamayacağımızı sormuştum. Avukat, Türkiye’nin böyle bir durumla ilk kez karşılaştığını, kısa çalışma ödeneği, ücretsiz izne gönderme ya da zorunlu yıllık izne çıkarma gibi eylemlere karşı nasıl bir tavır takınılacağı konusunda kararsız olduklarını söylemişti. Yani bir anlamda herkes bireysel karar vermek, bireysel mücadele etmek zorundaydı. TGS avukatı haklıydı belki ama olan yine emekçiye olmuştu. Neyi nasıl düzelteceğimizi, kime ne yardım yapacağımızı şaşırdık.

Bu süreç bitecek, yeni normali mi olur, eski normali mi olur bilmem ama hayatımız yine rutine girecek. Darboğazdan geçtiğimiz, sadece gazetecilerin değil milyonlarca emekçinin açlığa mahkum edildiği bu günleri unutmayacağız, boş vermeyeceğiz. Bu günlerde ve sonrasında en iyi bildiğimiz işi yapacağız… Yazacağız, yazacağız, yazacağız…

Çünkü ne yazdığımız kadar, ne yazmadığımız da önemli!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Göz atın

Yokluğun sınırında algı değil hizmet

  İsmet KARACA CHP Bursa İl Başkanı Aralık 2019 ortalarında Çin’de varlığını belli eden Covid-19 …

COVID-19 salgını sırasında veri-hükümet-gazetecilik üçgeni

  Cemgazi YOLDAŞ   Veri gazeteciliği, tüm dünyada etkisini gösteren küresel salgın döneminde önemli bir …