Cumartesi , Eylül 19 2020
Anasayfa / Manşet / Bursa’nın sorunları AKP’den kurtulmadığımız sürece bitmez

Bursa’nın sorunları AKP’den kurtulmadığımız sürece bitmez

Çağdaş Gazete’nin konusu yerel yönetimler ve demokrasi olunca elbette akla ilk gelmesi gereken kentte ve yurtta demokrasi mücadelesi veren, bu uğurda gerekirse bedeller ödeyen demokratik kitle örgütleridir. Demokrasinin yalnızca Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ağzında bir kelamdan ibaret kalması yönünde önemli politikalar izleyen AKP’nin önündeki en büyük taşlar da bunlar. Gerek merkezi hükümetin gerekse yerel yönetimlerin politikaları söz konusu olduğunda ‘Kamu yararı’ ilkesinin en cabbar savunucuları akademik odalar, emek örgütleri, çevre örgütleri, kadın örgütleri, yani AKP iktidarının güdümündeki tüm çevrelerin örgütleri her zaman büyük taşlar oldular. Lakin 15 Temmuz askeri darbesinin ardından ilan edilen OHAL’le 21 Temmuz sivil darbesi ile ülke halen tek adam diktatörlüğüyle yönetirken faşizm, tüm bu demokrasi, barış, adalet ve laiklik savunucularını biraraya gelmek, birlikte sırt sırta mücadele etmek zorunda bıraktı. Bursa’da binlerce yurttaşın katıldığı yürüyüşlere OHAL bahane edilerek yapılan saldırılar, en küçük bir eleştiriye bile “terör örgütü propagandası” suçlaması yöneltilerek gözaltı ve tutuklama uygulamaları, ülkeyi ve Bursa’yı, halkı bilgilendirme amacıyla bildiri bile dağıtılamaz hale getirdi. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve TC Anayasası’nda güvence altına alınan düşünce ve ifade özgürlüğü ‘Terörle Mücadele Kanunu’ ile geçersiz kılınmış, AKP’li olmayan herkes potansiyel terörist olmuşken Bursa’da sevdası demokrasi olan kurumlar bir araya gelerek Bursa Demokrasi Güçleri’ni kurdu. TMMOB’a bağlı akademik odalar, Bursa Barosu, CHP ve HDP’nin de aralarında olduğu siyasi partiler, sendikalar ve örgütümüzün de içinde bulunduğu demokratik kitle örgütlerinin oluşturduğu Bursa Demokrasi Güçleri, AKP faşizmine karşı Bursa’dan bir ses, bin yumruk oldu, olmaya da devam ediyor. Konumuz yerel yönetimler ve demokrasi iken sözü Bursa Demokrasi Güçleri’ne uzatmayıp da kime uzatacaktık? Bizler de üzerimize düşen görevi yerine getirdik ve Bursa Demokrasi Güçleri Yürütme üyesi Hasan Özaydın ve Derya Şimşek Aksakal’la Bursa’nın sorunlarını ve “Nasıl bir yerel yönetim?” konusunu konuştuk.

Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin yayınladığı Çağdaş gazetenin bu sayısının konusu yerel yönetimler ve demokrasi. Bursa’da birçok örgütün bir araya gelerek oluşturduğu Bursa Demokrasi Güçleri’nden biraz bahseder misiniz? BDG nedir, neyi amaçlar ve nasıl bir yapı içerisindedir?

Hasan Özaydın:

BDG, 15 Temmuz darbe girişiminden bir hafta sonra toplantıları başlayan, birkaç toplantıdan sonra genişletilmesi noktasında uzlaştığımız bir sürecin ardından kuruldu. 28 kurumun katılımıyla BDG’yi oluşturduk. Esas bizi bir araya getiren şey demokrasiye olan inancımız ve emekten, özgürlüklerden, barıştan yana olan insanların bir araya gelmesiyle Bursa Demokrasi Güçleri gibi önemli bir unsuru yaratmış olduk. Kurumsal katılımlar öne çıktı ve sonunda 44 kurumla birlikte devam ediyor. Muhalefette yer alan bütün siyasi partilerin olduğu, TMMOB’a bağlı odaların, baronun da yeraldığı bir kurum. O dönemde mücadelenin ritmi farklıydı, ilk olarak 100 bine yakın kamudan ihraç edilen emekçi sözkonusuydu, OHAL’le birlikte bir çok hak ihlali söz konusuydu, keyfi gözaltılar ve tutuklamalar. Bunlara karşı mücadeleler yürütüldü, daha sonra bunlar aylık raporlar haline getirildi. Ardından yaşadığımız kentin sorunlarıyla ilgili ortak söz söyleme ve üretmeye çalışıldı. Yerel yönetimlere de buradan bakıyoruz biz, her şeye tek adamın söylediği üzerinden değil, çoğulculuğu, farklı seslerin bir arada olmasını, ortak işler yürütmesini hedef alıyoruz. Bugüne kadar 70’e yakın eylem, etkinlik ve panel örgütlemiş ve tüm kurumları da birleştirmiş bir yapıyız. Dileriz ki bu yapının yerel yönetimlere de katkısı olsun. AKP’nin yönetmiş olduğu kentler, merkezinden farklı değil. Ülke merkezden nasıl yönetiliyorsa kentleri de öyle yönetiyor. Rant ekonomisinin işlediği, binaya paraların yatırıldığı, yaşam alanlarının daraltılığı, yeşilin talan edildiği bir yaşamı izliyoruz ve bütün bu yaşamın altında rant var. Bu rantın da paylaşımı söz konusu. Önceki belediye başkanı bu nedenlerle görevinden alındı. Yerine getirilenin bir farkı yok. Sayıştay raporlarına baktığımızda da öyle, geçmişteki kent suçlarına baktığımızda da öyle. Bursa, “Yeşil Bursa” olma özelliğini, çağdaş, yaşanabilir bir kent olma özelliğini, havası temiz bir kent olması özelliğini kaybetmiş durumda. Bunun yerine emekçilerin, kadınların gençlerin özgürce yaşayabileceği kent istiyoruz. En temel kıstaslardan biri de kenti kentlilerle birlikte yönetmektir. Bu anlayışta olan insanları öne çıkarmak, bu anlayışı savunmak, k”entin kiracısı değil sahibiyiz” anlayışıyla yönetilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Yerel yönetimi de aday üzerinden değil, anlayış üzerinden değerlendiriyoruz. Emekçiden, kadından, gençten yana bir anlayışla yönetilmesini hedefliyoruz. Bu anlayış çerçevesinde oyumuzu kullanmak istiyoruz. AKP anlayışının, insanlara ve topluma bir şey verme imkanı yoktur, kendileri söylüyorlar. “İstanbul’u mahvettik” diyen kendileri, “Allah affetsin” diyorlar ama mahvettikleri sadece İstanbul olmadı. Bütün kentleri mahvettiler, devam da ediyorlar. Bazı kentleri ziyaret eden insanlar ilk olarak bunu görüyorlar. Bursa önemi bir kent, sanayi kenti aynı zamanda tarımın da yoğun olduğu bir kent. Bursa’nın çok daha iyi bir yönetime kavuşmasını diliyoruz. Tüm kentlerimizi AKP’den kurtarmak temel hedef olmalıdır. AKP nerede iktidara gelirse gelsin rant ve talandan başka bir şey yapmayacaktır. İçinde bulunduğumuz krize yönelik eylem ve etkinliklerin yanı sıra yerel yönetimlere doğru çeşitli etkinliklerimiz de olacak, ‘Nasıl bir yerel yönetim istiyoruz?’ paneli gibi çalışmalarımız sürecek.

İki yıllık bir süreç oldu BDG kurulalı. Bir çok eylem ve etkinlik yapıldı. BDG nasıl bir mücadele biçimi öngörür, toplumu nasıl bir mücadele biçiminin içine kanalize etmeye çalışır, demokrasi, barış ve laiklik mücadelesi nasıl yürütülmeli?

Hasan Özaydın:

Almanya DGB sendikasının konuğu olarak bir toplantıya gitmiştir. Orada insanların yürüyüş alanında olduğu bir fotoğraf vardı, bu nedir diye sordum. Belediye, işçilere ait evlerin satılmasına yönelik bir karar almış, işçiler buna karşı imza toplamışlar ve belediye verecekleri esnada toplandıkları eylemin fotoğrafıymış. O kadar çok imza toplanmış ki, belediye işçilerin evlerini satmaktan vazgeçmiş ve hala evlerindelermiş. O kadar imzayla yapılabilecek bir şey olsaydı, biz bir çok başarı elde edebilmiş olurduk. Ama BDG içerisindeki tüm kurumların, sendikaların, odaların, partilerin yapmadıkları şey kalmadı. Biz hem kör, hem sağır, hem dilsiz bir iktidarla karşı karşıyayız. Bundan önceki iktidarlar da emekçilerin taleplerini gündemlerine almıyorlardı. Şu anda görmek gerekir ki en büyük saldırıların olduğu dönemden geçiyoruz. En küçük taleplerin gözaltılarla karşılaştığı dönemdeyiz, hava limanı işçilerinin yaşadıklarından, TARİŞ işçilerinin yaşadıklarından. Tahta kurusundan yakındıkları, maaşlarının yatırılmasını talep ettikleri için direndiklerini ve yaşadıklarını biliyoruz. Toplumsal bir hareketlenmenin sağlanması temel hedeflerden bir tanesi. 5 yıl öncesinde olan Gezi olayları nedeniyle geçtiğimizde insanlar gözaltına alındı. Böyle bir şeyden korkuyorlar, olması gereken de bu. Çeşitli paneller, etkinlikler, kapalı salon toplantıları yapıyoruz ayrı ayrı önemlidir ancak bunların yetmeyeceğini düşünüyorum.

Derya Şişmek Aksakal:

İktidarlar kimin için varlar, halk için varolduklarını söylerler ama sermayenin desteği ile kendilerini varederler. O nedenle halkın söylediklerine kulaklarını tıkarlar. Üniversite öğrencisi olduğum günden bugüne mücadelenin içindeyim ve durum böyleydi. Öncesinde de farklı değildi. İktidarların yaptıkları işe karşı bizim de hayal ettiğimiz başka bir kenti, ülkeyi ve dünyayı oluşturabilmek için yapmamız gereken birbirini tekrarlayan eylemler, bunun dışında bizim gibi düşünmeyenlere yönelik bilgilendirme çalışmaları yaparak gerçekleşebilir. Özellikle darbe girişiminden sonra 120 bine yakın kamu emekçisi işten atıldı. Bunun yüzde 3’ü KESK’e bağlı olmasına rağmen hala maddi ve manevi desteğini devam ettiren yine KESK ve KESK’e bağlı sendikalar. Bir çok insanın bundan haberi bile yok ve onları zaten damgalamış suçlu olarak ilan etmiş. Bunun gibi çalışmaları duyurabileceğimiz en önemli yöntemlerden biri medya, bizden yana olan bir medya yok. Sizin gibi gazeteci arkadaşlarımız sayesinde yaptığımız eylem ve etkinlikleri duyurabiliyoruz. İnsanların özellikle televizyon karşısında dinledikleri masalımsı bir Türkiye var, bunun dışında bütün dünya Türkiye’ye düşman. Biz bunun böyle olmadığını anlatmaya çalışıyoruz. Bulunduğumuz her alanı eyleme dönüştüren bir çerçeve yürüteceğiz. İmza kampanyası, oturma eylemi, Gezi’den öğrendiğimiz biçimler, aklımıza gelen her yöntemi kullanarak bu süreci yürütmeliyiz. Bursa’da Cargill işçileri sendikalı oldukları için işten atıldılar, Flormar işçileri var. Bu şekilde küçük küçük bir çok direniş var, bu direnişlerle dayanışmak önemli bir unsur.

Anladığım kadarıyla yaptığımız eylem, etkinliklerin tamamını doğrudan hak kazanımından ziyade hakkın kendisinin propagandası olarak kuruyoruz. Yerel yönetimlere gelirsek, Bursa nasıl yönetilmeli? Bursa’nın temel sorunları ve bu sorunlara yönelik BDG’nin çözüm önerileri nedir?

Derya Şimşek Aksakal:

Birincisi ulaşım. Sağlıklı ve nitelikli bir toplu ulaşımın sağlanması gerek. Bursa’da trafik her gün ve saat tıkalı, özel araçlar yerine toplu ulaşımların kullanılmasıyla trafikte rahtalama sağlanabilir. Bir diğeri hava kirliliği, pencereyi açıyorsunuz evi havalandırmak için içeriye kömür kokusu geliyor. Bunun bir çok sebebi var, en önemlisi doğalgaza yapılan zamlar nedeniyle insanların yeniden kömür sobalarına dönmeye başlaması. Bursa’da yapılan ölçümlerde hava kirliliğinin kabul edilebilir seviyenin üzerine çıkmış durumda olduğu duyuruldu. Bilim insanları bunu rakamsal ifadelerle anlatsa da biz bunu özellikle akşam saatlerinde soluduğumuz havadan rahatlıkla anlayabiliyoruz.

Hasan Özaydın:

Kentteki yeşil dokunun tamamen yok edilmesi, tarım arazilerinin betona mahkum edilmesi önemli bir mesele. Yeşil Bursa olarak nitelendirilen 70’li yılların Bursa ovasında doğru düzgün bina yokken bugün aynı ova bina denizine boğulmuş durumda. Son olarak TOKİ’nin yapmış olduğu Doğanbey de tüy dikti bu konuda. Adım adım birinci derece tarım arazilerinin sanayiye verilmesi ve konuta açılması Bursa’nın eski özelliklerini yitirmesine neden oluyor. Bu da bir rant meselesi, kentsel dönüşüm tam bir ranta dönüşmüş durumda. Yeni yapılan yasal düzenlemelerle apartmandaki bir kişinin talebiyle bile koca apartman yıkılabiliyor artık. Birçok yerde depreme dayanıksız olan ve yıkılması gereken binalar rant özelliği olmaması nedeniyle yıkılmazken, rant değeri yüksek olan FSM etrafı ve Ataevler’de binalar dönüşüme dahil edilerek korkunç karlar elde ediliyor. Bursa’nın en önemli sorunlarından bir diğeri de su.

Evliya Çelebinin dediğine göre sudan ibaret bir şehir olan Bursa’nın suyu, tamamen tekellerin eline alınmış ve şişelenip satılmaktadır. Bize satılan suyun fiyatları da çok pahalı. Ulaşım da keza çok pahalı. Uludağ eskiden beri bilinir, en önemli kayak merkezlerimizden biridir. Çevreci arkadaşlarımızın mücadeleleri sonucunda bazıları engellense de yapılaşmaya açılan bir Uludağ söz konusu. Bir çok köyde mermer ocakları nedeniyle insanlar su içemez, tarım yapamaz hale geldiler. Demirtaş’ta yapılmak istenen termik santral nedeniyle bir mücadele sürdürdük ve bir oranda kazanım da sağladık ama Ulucami’den 10 km ileriye kömürle çalışacak bir santral kuracaksınız ve bunun da çevreyi kirletmeyeceğini söyleyeceksiniz. Bu artık kargaların güleceği bir hadisedir. Hastanelerin, eğitimin nasıl mahvedildiğine girmiyoruz bile. Stadyumun karşısına hastane yapmak nasıl bir aymazlıktır. Oradan oley oley sesleri gelirken morgdan insanlar cenazesini alacak, belki bir insan yoğun bakımda 3 yaşındaki çocuğunun ölüp ölmeyeceğini beklerden oradan oley sesleri gelecek. Kent Meydanı diye başladıkları yeri nasıl bir meydana dönüştürdüklerini gördük. Bursa’nın ranta dayalı belediyecilikten bir an önce kurtulması lazım. Elbette sanayiye ihtiyaç var ama bu tarım arazileri üzerinden olmak zorunda değil. İşveren en karlı bir biçimde yatırımını yapmak istiyor, bunun yeri tarım arazileri değildir. Bursa’nın sorunları AKP’den kurtulmadığımız sürece bitmez, işçiden emekçiden, kadından yana olan bir parti gelmediği sürece de bitmeyecektir, hangi parti gelirse gelsin.

Demokrasi güçleri yerel seçimlere giderken nasıl bir tavır sergileyecek?

Derya Şimşek Aksakal:

Türkiye’nin her yerinde yaşanmış örnekler vardı, Hayır platformu gibi, herkesin ‘hayır’ı ayrıydı fakat ‘Ttek adamlığa hayır’ kampanyasıyla birlikte birçok topluluk biraraya gelebilmişti. Benzeri bir şeyi 24 Haziran seçimlerinde de yürüttük ve barıştan, özgürlükten, emekten yana partileri destekleyeceğiz diyorduk, bu çerçevede her örgütü kendi çalışmasını yürüttü. BDG’nin içinde bir çok parti, sendika ve kitle örgütü var. Bunların ortak noktası da faşizme karşı ortak mücadele vermek. Yerel yönetimlerde de taleplerimizi bu doğrultuda belirleyeceğiz. Kime oy vereceğiz biz, bugün olduğu gibi özgürlükleri kısıtlayan, önüne engel koyan, her söylenen sözden hakaret davaları açan bir yönetime oy vermeyeceğiz, krize karşısında ezilen, krizin ortaya çıkardığı, devletin kestiği faturayı ödemek zorunda kalan emekçileri savunan partilere oy vereceğiz. Yerel seçimlerde de emeğe önem veren partilere oy vereceğiz. Bunun adını bir parti olarak ifade etmek yerine, programında bunu ifade eden partileri işaret edeceğiz. BDG de bu minvalde faaliyet yürütecek. Bunun adresini de partilerin programları belirleyecek. Her örgütte faklı düşünceler var, o insanları ortaklaştıracak bir perspektifi, partilerin programları belirleyecek. Aday isminden ziyade program üzerinde ortaklaşmayı planlıyoruz.

Ayrıca kadınların daha çok yönetimlerde yeralması, meclis üyelikleri ve başkan adaylıklarında pozitif ayrımcılık uygulanması noktasında bir talebimiz olacak. Kadınların taleplerini dile getiren, kadın açısından daha rahat yaşanabilir bir kenti oluşturacak yönetim anlayışını destekleyeceğiz. Ücretsiz kreşler, aydınlık kent, nitelikli ulaşım, ayrımcılık değil rahat yaşanabilir bir kent istiyoruz.

Hasan Özaydın:

Bir çocuğun mektubunu okudum, ben sokakta oynamak istiyorum ama annem beni sokağa bırakmıyor. Öyle bir kent yaratmışız ki çocuklarımızı oynamak için sokağa gönderemiyoruz. Kadınlar belirli saatlerden sonra sokağa çıkmakta zorlanıyorlar. Otobüse binmek bile bazen dert olabiliyor. Kentlerden çok insanların aydınlatılması lazım, fakat bu ülke tamamen karanlığa doğru sürükleniyor. Kadın cinayetleri durmuyor, iş cinayetleri bitmiyor, hem yerel yönetimlerin hem merkezi iktidarın ciddi sorumlulukları var bu konuda. Bizim bir adaydan ya da bir partiden ziyade yeni bir anlayışın ortaya çıkarılması konusunda çabamız olacak. Bu çabamız yerini bulur ve gerçekleştirilebilirse bence en büyük kazanım bu olur.

Göz atın

Doğanın Pandemisi: Rant ve talan

  Hatice Nur DERYA Kuşları boğdular, çimenleri söktüler, yollar çamur içinde kaldı. Dünya değişiyor dostlarım. …

Korona günlerinde tanıştığımız sözcükler

  Attila AŞUT Yeni tip koronavirüs salgını tüm dünyada insanları eve kapatırken, toplumların yaşam ve …