Salı , Ekim 15 2019
Anasayfa / Manşet / Yaptın, oldu mu başkan?

Yaptın, oldu mu başkan?

Fotoğraflar: Aykut Güngör

Kurulduğu günden bu yana pek çok mimari planlamayla geleceği şekillenen Bursa’nın kent yapısı, son 30 yılda nüfus çeşitliliği, sosyal ve kültürel gelişme, son olarak da kentsel dönüşümle birlikte köklü değişiklikler yaşadı. Bu çerçevede Bursa, 2014 yerel seçimlerinin ardından kimliğini kaybetmiş bir şehir olarak karşımızda durmakta… 31 Mart yerel seçimlerine giderken, Bursa’daki bu dönüşümün mimarı yerel yöneticilerini bir kez daha yaptıklarıyla anıyor, yeni dönemde göreve gelecek yöneticiler için de “ne yapmamalı?” sorusuna yanıt veriyoruz.

Türkiye’de son 30 yılda yaşanan değişim, kentlerin geleceğini de şekillendirdi. Bursa, büyük bir imparatorluk başkentiydi ve hep büyük bir nüfusa ev sahipliği yaptı; hep değişim içinde yer aldı. Nüfus çeşitliliği, yoğunluk ve son olarak da kentsel dönüşüm, Bursa’nın kent yapısında köklü değişikliklere neden oldu. Bu çerçevede Bursa’ya bir “hafızasızlaştırma” başlığı altında bakacak olursak 2014 seçimlerinin ardından klişeleşmiş söylemlerden “Ben yaptım oldu” mantığıyla yaşanan bu değişimle, kimliğini kaybetmiş bir şehir olarak karşımızda durmakta…

Bursa’da planlama çalışmaları ilk olarak 1924 yılında Karl Lörcher tarafından mevcut doku yok sayılarak hazırlanmıştı. Var olan dokuyu tamamen yok saya­rak hazırlanmış olan bu plan uygulanmamıştı. Bu nedenle,İstanbul’uplanlamakta olan Henry Prost’a yeni bir plan yaptırılma gereği duyulmuş, böylece 1940 yılı Prost Planı ortaya çıkmıştı. Hazırlanan planlar belirli ölçüde uygulanabilmiş ve 1963 yılında hazırlanan Piccinato Planı’nın temelini oluşturmuştu. Piccinato Planı, 1960’ta nüfusu 153 bin 666 olan şehir merkezinin 20 yılda 250 bine ulaşacağı nüfus projeksiyonuna göre hazırlanmıştı. Ancak 10 yıl sonra yani 1970’de Bursa şehir merkezi nüfusu 276 bini buldu. Plan temelde şehrin sahip olduğu doğal ve tarihi değerleri korumasını amaçlamış, gelişmenin güneyde Uludağ etekleri yönünde olmasını önermiş ve bu şekilde ovanın korunmasını hedeflemişti.

Hedeflemişti de…

1977 yılında hazırlanan ve Bursa Ovası’nın korunacak kesimlerini benimseyen “Ova Koruma Protokolü”ne rağmen fotoğraftan da görüleceği üzerine kentin tam kalbine kaçak hançeri saplanması engellenememişti.

BURSA, BÜYÜKŞEHİR STATÜSÜ ALIYOR

İlk defa 1970 yılında Bursa’da Nazım Plan Bürosu kurularak çalışmalara başlandı. Bu çalışmalar sonucunda 1976 yılında Bursa ve Yakın Çevresi Nazım Planı elde edildi. 1978 yılında Bursa Arkeolojik, Doğal ve Tarihi Sit Alanları Koruma ve Geliştirme Planı yürürlüğe konularak, “Bursa Tarihi, Doğal ve Arkeolojik Sit Alanları” belirlendi. Doğu’da Kestel- Gürsu, Batı’da Görükle çıkarılırken ve şehir merkezi Osmangazi, Yıldırım ve Nilüfer olmak üzere 3 ilçeye ayrılarak Büyükşehir statüsüne kavuştu. 18 Haziran 1987 tarihinde çıkarılan 3391 sayılı yasa ile Bursa Büyükşehir statüsüne girilirken, Bursa Ovası’nda bulunan birçok köy belediye sınırları içine alındı. 1989 Mart ayında yapılan mahalli seçimler ile işbaşına gelen yeni yerel yönetimce 1984’de onaylanmış bulunan nazım planının şehrin hızlı gelişmesine yeterince cevap vermediği ve gelişme alanlarında yeni arazi kullanım kararları getirilmesi gerektiği düşünülerek 1990’da nazım plan ve revizyonu gerçekleştirildi. 1994 yılında, Bursa 2020 Eylem Planı adı altında yapılan çalışmalar, Bursa’nın tüm meslek odaları, üniversite, basın, sivil toplum örgütleriyle, ilgili kamu kuruluşların ortak ürettiği bir plan oldu. 1/ 100 binlik hazırlanan ve Bursa’nın Anayasası olarak kabul edilen plan, Bursa’nın kimliğini korumaya yetmedi.

Yöneticiler yine “Bildiğini okudu!”

2004-2005 döneminde Tayyare Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Mimarlık Kentleşmenin Neresinde?” platform toplantısında şehir bölge planlamacısı Murat Güvenç, “Bu kentin en önemli özelliği desantralize olamamasıdır” saptamasını yapmıştı. Yani kentte yeni alt yapı yapabilme olanağı çok sınırlıydı. Bu nedenle bir önceki dönemin sivil mimarisi yeni görev dönemlerinde sürekli tahrip edilirdi.

Bursa’nın “Büyükşehir” olmasının ardından kurulan 3 merkez ilçenin en büyüğü olan Osmangazi, o tarihte 11 bin 629 hektarlık bir alana sahipken, bugün 65 bin 708 hektarlık bir büyüklüğe ulaşmış durumda. Osmangazi, bugün itibariyle Türkiye’nin en büyük dördüncü ilçesi. 1989 yılında yapılan yerel seçimlerin ardından Doğruyol Partisi’nden Erhan Keleşoğlu, ilçenin ilk belediye başkanı olurken, sırasıyla ANAP’tan Basri Sönmez, DSP’den Hilmi Şensoy ve AK Parti’den Recep Altepe, birer dönem belediye başkanlığı yapan isimler oldu. 2009 yılında AK Parti’nin adayı olarak seçimleri kazanan Mustafa Dündar, ardından 2014 yılı yerel seçimlerini de kazanarak Osmangazi’de üst üste ikinci kez seçilen ilk belediye başkanı oldu. Kurulduğu günden itibaren Bursa’da yaşanan hızlı büyümenin getirdiği çarpık ve plansız yapılaşma, ilçe tarihinde görev yapan tüm belediye başkanlarının öncelikle çözmeleri beklenen sorunu oldu.

Son 5 yıllık döneme baktığımızda ise Osmangazi ilçesinde bulunan, kentin simgesi haline gelen ve Bursa’nın kent kimliklerinden olan önemli yapılar yalnızca fotoğraflarda kaldı.

-Cumhuriyetin ilanından 2 yıl gibi kısa bir süre sonra Bursa’nın ipekböcekçiliği ve koza üretiminin değerlendirilmesi amacıyla Atatürk’ün talimatıyla kurulan İpekiş Fabrikası yıkıldı.
-İlk harcı Mustafa Kemal Atatürk’ün bağışıyla karılan, Osmangazi ilçesi Altıparmak Mahallesi’nde 1948 yılında hizmete açılan Atatürk Stadyumu da artık yalnızca fotoğraflarda kaldı… Bursaspor’a 68 yıl ev sahipliği yapan Atatürk Stadyumu, Büyükşehir Belediyesi Stadyumu’nun 2015 yılında yapımının tamamlanmasının ardından yıkılarak, yerine 60 bin metrekarelik park ve miting alanı oldu.
Bursa’da 1950’li yıllarda ilk yerli çamaşır ve bulaşık makinesinin üretildiği tarihi Tolon Fabrikası da, kentsel dönüşüm projesi uygulaması kapsamında yıkıldı. Osmangazi ilçesi Soğanlı Mahallesi Tabakhaneler Bölgesi’ndeki fabrika, Cumhuriyet dönemi sivil mimari örneklerindendi…

Yalnızca bu üç örnekten, Bursa’da tarihe, kent hafızası ve kimliğine verilen önemin ne denli yitirildiğini görmek mümkünken, Şehir Plancıları Odası Bursa Şubesi ve Halkevi’nin 2014 yılında “Bursa Yerel Yönetimler Forumu” için hazırladığı “Bursa Kent Suçları”ndan birkaç örneği de bu bölümde hatırlamak önümüzdeki dönem için pusula olacaktır.

-Doğanbey Kentsel Dönüşüm Projesi, şehrin kalbine saplanmış bir hançer olarak varlığını sürdüren belki de en büyük kent suçudur. Recep Altepe’nin başkanlığındaki belediye ve TOKİ eliyle yapılmış olan bu projenin 5 yıl sonra yıkılması gündeme gelmiş olsa da bu durum, Tayakadın, Kiremitçi, Doğanbey ve Kırcaali mahallelerinin ve mahalle kültürünün yok olduğu gerçeğini değiştirmeyecek.
-Kentin eski otogarının bulunduğu alan, yeni terminalin yapılması ile birlikte bir meydan olarak düşünülmüş fakat planlama çalışması sonucunda ortaya, isminde “Meydan” olan bir AVM çıkmıştır. Kent Meydanı, kente karşı işlenmiş bir suç olarak varlığını sürdürmektedir.
-Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi’nce ulaşım ana planı kararı olmaksızın ve tramvay güzergahı belirlenirken hiçbir bilimsel ve teknik inceleme yapılmadan onaylanan proje ile kentin merkezine ilişkin radikal bir karar alındı. Halihazırda trafik sıkışıklığının olduğu bir alanda hiçbir alternatif yol belirlenmeden yapılan T1 Tramvay hattı düzenlemesi, trafikte daha da büyük bir karmaşaya yol açmış ve kent merkezini olumsuz etkilemiştir. Bu hatadan ders alınmamış, daha sonra projenin devamı olarak T2 adıyla Yalova Yolu üzerinde yeni bir tramvay hattı yapımına başlanmıştır.
1963 yılının Ekim ayında Türkiye ilk defa teleferikle Bursa’da tanışmıştı. Teleferik yapım çalışmaları bir İsviçre firmasıyla anlaşılarak 1958 yılında başlamış ve beş yılda tamamlanarak 1963’te kullanıma açılmıştı. Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin elli yıl sonra özgün halinden çıkararak yenilediği teleferik, fiyat uygulaması nedeniyle artık Bursalıların değil, Arap turistlerin kullandığı bir ulaşım aracı oldu.

 NİLÜFER ŞANTİYESİ

Bu süreçte kent merkezinin üç ilçeye ayrılmasıyla birlikte kentte yaygın bir değişim hareketi yaşanırken, Nilüfer, yeni bir ilçe olarak doğdu… Nüfusu 1995’te 250 binken 2,5 milyona ulaşacak olan yeni Bursa’nın çağdaş şehircilik anlayışı ile kurulan Nilüfer’de 26 Mart 1989’da Ziya Güney başkanlığa getirildi. Büyük bir yapılaşma baskısı altında bulunan ilçede planlama çalışmalarına da özel bir önem ve ağırlık verilerek bin 500 hektarlık alanın nazım ve uygulama planları tamamlanmış, buralarda 250 bin kişilik yeni konut alanları yaratılırken, 10 bin işyerini bünyesinde barındıracak 70 bin kişinin çalışacağı küçük ve orta ölçekli sanayi bölgesi hizmete sokulmuş ve köyden mahalleye dönüşen bütün yerleşim birimlerinin planları çıkarılmıştı. 1992 yılında kentin yerleşime açılmış yeni bölgelerinde yapılaşma tüm hızıyla sürerken, Fethiye, Beşevler ve İhsaniye gibi yerleşimlerde inşaatlar arttı. Ataevler’de ilk aşamada 10 bin konut inşa edildi. Beşevler birinci yerleşim merkezindeki binalar tamamlandı, buralarda 10 bin kişilik bir nüfus artışı oldu. Nilüfer Belediyesi köyden mahalleye dönüşen yerlere asfalt götürmeye başladı. 1993 yılında ise Demirci, Ürünlü, Alaaddinbey, Gümüştepe, Ertuğrul ve Özlüce mahallelerinin yollarına sıcak asfalt kaplaması yapıldı. Türkiye’de ilk kez Nilüfer Belediyesi ve Devlet Su İşleri birlikte çalışarak yeni yapılacak binaların depreme dayanıklı olması için zemin etüdü hazırladı. Nilüfer İlçesi’nde yapılan binaların depreme karşı dayanıklılık testleri de yine belediye tarafından hazırlanmış oldu. 1999 yılında nüfusu 99 bin 323 olan Nilüfer’de yıllar geçtikçe büyük bir değişim yaşandı.

Son olarak, kentsel dönüşüm adıyla kentlerde yaygın bir değişim hareketi yaşanırken, belediyeler, inşaat firmaları ve mülk sahipleri, yeni yaşam alanları oluşturma yarışına girdi. Sektörün gözü, şehir içindeki eski konutların yıkılarak yerine yenilerinin yapılmasında… Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Bursa’da Yıldırım, Osmangazi ve Kestel’de 539 hektarlık alanı riskli ilan ederken, Büyükşehir Belediyesi’nin dönüşümde 0.50 emsal artışı getirmesi, dönüşüm hamlesinin Nilüfer’e kaymasına neden oldu. Büyükşehir Belediyesi’nin riskli ilan edilen binalara yönelik getirdiği 0,50 emsal artışından ilk olarak Nilüfer Sitesi yararlansa da bu fırsattan şu anda en çok Fatih Sultan Mehmet Bulvarı’ndaki hak sahipleri yararlanıyor. FSM, son bir yılda adeta şantiye alanına dönüştü.

BURSA’YA MİRAS BIRAKILAN BETON YIĞINLARI

Bursa’da kentin göbeğindeki devasa binalar; bürokrasi engeli, bir türlü çözüme kavuşturulamayan ticari ve hukuki sorunlar nedeniyle çürümeye terkedildi. Bursa’ya bırakılan bu kötü miraslar, beton yığını olarak varlığını sürdürüyor. Yaşanan dönüşüm furyası ise, milyonların harcandığı bu gökdelenleri unutturdu… Kentlerin geleceği düşünülmeden yapımına başlanan ve basite indirgenen şehir planlamasının bir ürünü olan bu yapılar, yapı stoğunun, kaçak ve çarpık yapılaşmanın yoğun olduğu kent merkezinde yıllardır alışılagelmiş bir söylemle “hayalet bina” görünümünü koruyor. Yıllardır çeşitli gazete ve televizyonlarda gündeme getirilen bu sorunla ilgili ise henüz çözüm bulunabilmiş değil…

BURSA’NIN YAMAÇLARINDA BETON YIĞINI

Çürümeye terkedilen bu binaların başında Çelik Palas Oteli’nin ek binası geliyor. Yıllarca Bursa gündeminde önemli haberlere konu oldu. 1988 yılındaEmekli Sandığı’nca Çelik Palas Oteli’nin arka tarafında inşaatına başlanan ancak ödenek yetersizliği nedeniyle yarım kalan bina, yıllardır bitirilmeyi bekliyor. 95 bin metrekarelik alan üzerine inşa edilen ek otel binasının yapımı ise tartışmalı başladı. Bölgedeki doğal yapıyı bozacağı eleştirileriyle gündeme gelmişti. Binanın tamamlanabilmesi için 32 milyon dolarlık bir yatırım gerektiği açıklanmış, ancak o ödenek bir türlü ayrılmamıştı. 2011 yılında Arap Regina Termal Otelcilik Turizm tarafından tamamlanması düşünüldü ancak bu da sonuçsuz kaldı. 20 yılı aşkın süredir Bursa’nın yamaçlarında beton yığını olarak varlığını sürdürüyor.

 

BU İNADIN FATURASINI BURSA ÖDÜYOR

Kaderine terkedilen bir diğer bina ise Tower Plaza… Osmangazi ilçesinde Büyükşehir Belediyesi’nin yıkımını gerçekleştirdiği Atatürk Stadyumu’nun karşısında bulunan ve daha önce ruhsat verilmediği için kullanılmayan Tower Plaza şehirdeki plansızlığın en dikkati çeken örneği… Seneler önce yapımına başlandı. Göktuğ Şirketler Grubu tarafından 35 milyonluk yatırımla, 38 bin metrekare alan üzerine başlanan inşa çalışmaları, daha ilk günden Bursa’nın gündeminde tartışıldı. Büyükşehir ve Osmangazi belediye meclislerinin imar planlarında yapılan değişikliklere TMMOB’a bağlı meslek odaları tarafından davalar açıldı. Bu davalar sürerken, inşaatı süren binaya 20 kat ruhsatı verildi. Söz konusu plan değişiklikleri planlama esaslarına aykırı bulunurken, 1998 yılında 20 katın üzerine 4 kat yapım izni verildi. Verilen tadilat ve yenileme ruhsatları bir kez daha dava konusu olurken, bina kaçak katlar nedeniyle mühürlendi. 2009 yılında binanın alışveriş merkezi ve otel olarak hizmete alınması gündeme geldi. Binanın imar planı da geçersizdi ve işletme ruhsatı verilmesi mümkün değildi. Aradan yıllar geçti, geç gelen adalet kent silüetini kurtarmaya yetmedi. Tower Plaza, zamanın yerel yöneticilerinin Bursa’ya bıraktığı kötü miraslar listesinde ilk sırada yerini koruyor…

Göz atın

Ozan Kaplanoğlu gazetecidir, tek silahı da kalemidir!

Dün… 12 Eylül’ün yıl dönümüydü… Hiç büyümeyecek olan çocukların yasını tutarken biz; “Elim bile titremedi” …

Sansür ne kadar kötüyse, otosansür bir o kadar trajedidir

  Bugün, 24 Temmuz. Basında sansürün kaldırılışının 111. yıldönümü. 24 Temmuz’un bugün, bayram değil, sansür …