Salı , Mart 31 2020
Anasayfa / Arşiv / “Süreci iyi yönetemedik”

“Süreci iyi yönetemedik”

Röportaj: Derya Demir Pınar

Gazeteciğin dijitalleşmesi, sermayenin medyaya ilgisiz kalması, meslek örgütlerinin işlevsizliği, kişisel çıkarların mesleğe alet edilmesi… Daha da uzatılabilecek olan bu nedenler, hem haberciliğin hem de gazetecilerin itibarını sarstı. ‘Suçlu kim’ sorusunu yanıtlayan Bursa’nın kıdemli gazetecilerinden Ahmet Emin Yılmaz’a göre, birilerini işaret etmek zor… Şartların muhabirleri farklı kurumlarda çalışmaya yönlendirdiğine işaret eden Yılmaz, ‘‘Bu süreci iyi yönetemedik’’ dedi.

İlk ve ortaçağlarda tellaların kendilerine verilen mesajları kalabalığa sözlü olarak iletmesi; matbaanın yaygınlaşması ile tacirlere, bankerlere ve gemicilere haber sağlayan mektupların ortaya çıkması; 17’nci yüzyıldan itibaren de gazetelerin basılması… İşte tellarla başlayan bu haber verme süreci, zamanla gazeteciliğe evrildi. Yıllar geçtikçe pek çok açıdan dönüşen gazetecilik, son 30 yılda teknolojinin getirdiği olanaklar ve ekonomik gelişmelerle hem anlayış hem kullanım bakımından farklılaştı. Dijital çağda farklılaşmayı sürdüren haberciliğin Bursa’daki deneyimli isimlerinden Ahmet Emin Yılmaz, kendi tabiriyle, “Elle dizilen gazetecilikten el değmeden hazırlanan gazeteciliğe” nasıl geçildiğini anlattı.

Pek çok farklı faktör gazeteciliğin değişmesine ve gelişmesini sağladı. Son 30 yılı değerlendirecek olursak gazetecilik nereden nereye geldi?

Bu duruma iki anlamda bakmak lazım. İlki teknoloji anlamında gazetecilik nereye geldi? 1977 yılında bu mesleğe başladığımda başlıklar elle dizilir, haber metinleri ‘linotip’ denilen makinede kurşun dökülerek kalıba dizilirdi. Benden önceki nesillerde haber metinleri de elle dizilirdi. Ardından yarı otomasyon yarı bilgisayar dönemi geldi. Şimdi ise tam bilgisayar dönemini yaşıyoruz. Yani elle dizilen gazeteden el değmeden hazırlanan gazetelere geçiş oldu. İkinci madde ise anlayış bakımından gazetecilik nereden nereye geldi? Önceden gazeteler yerel siyasetin de bir parçasıydı. Her gazetenin bir siyasi görüşü ya da desteklediği bir parti vardı. Yayınlar o doğrultuda yapılırdı. Ancak sermayenin medyaya yatırım yapmasıyla partili gazete dönemi son buldu.

HABERLERE OTOKONROL...

 Partili gazete dönemi olduğunu söylediniz. Bu anlayış sizin haber yazma özgürlüğünüzü kısıtlıyor muydu? 30 yıldan bu yana ‘basın özgürlüğü’ anlamında neler değişti?

 Partili gazetelerde çalıştığımız dönemlerde haber daha hürdü. Görülen eleştiri yazılabiliyordu. Bugün habercilik anlamında gazeteler o kadar rahat değil.  Şu an kimse şunu yaz ya da bunu yazma demiyor. Herhangi bir baskı söz konusu değil. Ama biliyorsunuz ki bazı adımlar attığınızda kimi yerleri huzursuz ediyorsunuz. Bu huzrsuzluk çalıştığınız kurumlara yansıyor. Kimsenin gönlü kurumunun üzülmesine razı olmuyor. Buna otosansür de otokontrol de diyebilirler. Bu durum, süreçle gelen bireysel insiyatife dönüştü.

Gazetelerin önceki dönemlerde ‘insanları haberdar etmenin’ yanında nasıl bir işlevi vardı? Şimdi nasıl bir görev üstleniyor?

Geçmişte yerel gazeteler o yörede yaşayan insanlarla, yöneticilerin arasındaki köprü konumundaydı. İnsanlar seslerini kurumlara, gazeteler aracılığıyla duyuruyordu. Son yıllarda ekonomik nedenlerle yerel gazetelerin haber merkezleri daraldı. En kötü şartlarda 8 muhabirin bulunduğu gazeteler neredeyse muhabirsiz yayın yapıyor. Yerel gazetelerdeki küçülme sonrası yetişmiş muhabirler belediyelerin basın bürolarında yer buldular. Böylelikle belediyelerden ya da farklı kurumlardan hazır basın bültenleri gelmeye başladı. Bu durum günümüzde, vatandaşın sorununu belediyelere yöneltmek yerine, belediyenin bakış açısının vatandaşa yöneltilmesine döndü. Yani tersine bir işleyiş söz konusu. Gazeteci artık vatandaşa inmeye gerek duymadan hazır haberlerden faydalanıyor. Gazetelere baktığımızda hepsi aynı başlıkla çıkıyor. Artık vatandaş gazetelerden belediyelerin kendisi hakkında ne düşündüğünü okuyabiliyor.

KURUM GÖZÜYLE HABERCİLİK…

Bu durumu sakıncalı görüyor musunuz?

Evet, sakıncalı görüyorum. Olması gerekeni değil de kurumların istediğini yanstıyoruz. Bir nevi haberlere kurumların gözüyle bakıyoruz. Aslında gazetecinin kendi gözlemini aktarması daha iyi olur. Eldeki hazır haber metinleriyle editörlerin işi kolaylaştı ama sektör geriledi, vatandaş yetkililere sesini duyurma şansını kaybetti.

Tüm bu gelişmeler ile meslek prestij kaybına uğradı mı? Gazeteciye olan güven azaldı mı?

Elbette. Eskiden gazeteciye saygı vardı. Gazeteci eğitimli değilken saygı daha fazlaydı. Şimdi gazeteciler eğitimli ama gereken saygıyı bulamıyor. Bunun nedeni ise bazı kişilerin ‘nemalanma’ peşinde olması. ‘Merdiven altı gazetecilik’ diye bir tanım var.  İnternet gazetesi kurup şantaj, şakşak gazeteciliği yapan ve bizimle meslektaş olduğunu söyleyen arkadaşlar bulunuyor. Ve ne yazık ki bazı kurumlar bu kişilerin yaptığı şantajlara boyun eğip ekonomik destek veriyor. Böyle bir aşamaya geldik ve bizi gelecek adına kaygılandırıyor. Bunların önüne geçilmesi için gazeteciliği bir statüye bağlamak gerektiğini biliyoruz. Bu iletişim fakültelerinden gelen arkadaşlarımızın iş bulması konusunda güvcence olur hem de gazetecinin çalışabilirliğini sürdürmesi açısından bir kesinlik sağlar. Diğer yandan ise gazeteci kisvesiyle başka amaçlar peşinde olanların da piyasadan çekilmesinin önün açar.

“MEDYA TEMBELLEŞTİ”

Merdiven altı gazetecilik diye bir tabirin doğduğundan ve ne yazık ki gazetecilik mesleğinin güven ile prestij kaybına uğradığından bahsettiniz. Tüm bunların suçlusu kim? Ne oldu da gazeteciye güvenilmez oldu?

Burada suç şunda ya da bunda diye göstermek zor. Pek çok durumun getridiği konjoktürel bir sonuç var. Ekonomiden ya da teknolojiden kaynaklandı demek zor. Evet başlangıçta ekonomik kaygılar gazeteleri daralmaya itti, muhabirleri belediyelerde çalışmaya yönlendirdi. Aslında burada çuvaldızı kendimize batırmamız gerekiyor. Çünkü medya tembelleşti ve hazır bültenlere alıştı. Bu süreci iyi yönetemedik. Buna suç olarak bakamam ama şartlar durumu bu hale getirdi. Medyaya yatırım yapan sermayenin eski coşkusunun kalmaması, kendi sektörülerinde yaşadıkları sıkıntılar medyaya ilgiyi azalttı ve reklam pastası küçüldü. Eskiden gazetelerde bir sayfaya haber koyabilmek için reklam servisleri ile haber merkezi arasında çatışma olurdu. Şimdi sayfalar reklamsız çıkıyor. Yatırım yapan sermayenin koşulları, gazetelerin yaşamasını sağlayan reklam piyasasının durması gazetelerin gelir kaybına yol açtı. Bu da sektörün küçülmesine neden oldu.

“ÜNİVERSİTELİLER ARAŞTIRMAYI ÖĞRETTİ”

 Yeni nesil gazetecileri nasıl buluyorsunuz? Kalifiye eleman yetişiyor mu?

Biz gazeteciliğe çıraklıktan başladık. O dönemlerde gazeteci sayısı çok azdı. Ancak ofset gazetelerin çoğalmasıyla kadrolar genişlemeye başladı. Uludağ Üniversitesi’ne okumaya gelen öğrencilerden yazı işine yatkın olanlar gazetelerde iş bulmaya başladı. Böylelikle ‘üniversiteli gazeteciler’ oluşmaya başladı. Onlar bu mesleğe bilgiyi getirdiler araştırmayı öğrettiler.  Okullarda öğrendiklerini yazılarında uygulamaya başladılar. Sonra basın yayın mezunları işin içine girmeye başladı. Şimdi sadece iletişim fakültesi mezunları iş bulabiliyor. Gelişim devam ettiğine göre yakında iletişim fakültesini bitirmek, iş bulmak için yeterli olmayacak. Hiçbir şey yerinde saymıyor. Önemli olan da bu zaten. Baktığımızda kalifiye eleman yetişiyor. İletişim fakültelerinin yanında Basın İlan Kurumu’nun düzenlediği seminerler var. Oralardan yetişen arkadaşlarımız bugün Bursa basınında önemli işlere imza atıyor.

Bundan 30 yıl önce böyle bir gazetecilik hayal ediyor muydunuz? Sizce yazılı basın biter mi?

Mesleğin buralara geleceğini tahmin edemezdik. Ancak insanların bilgi edinme ihtiyacı sürdükçe habercilik bitmez. Bunun yanında yazılı basının da biteceğini sanmıyorum. Evet küçülür, zayıflar ama yazılı basından vazgeçmek kolay değil. Bugünü arayacak hale de gelebiliriz. Geçmişte bugünleri hayalini kuramıyorduk. Çok ileri noktaya geldik. Ama kesinlikle haberciliğin ve yazılı basının biteceğini düşünmüyorum.

Göz atın

Uğur Mumcu ÇGD öncülüğünde Bursa’da anıldı

Bursa, 24 Ocak 1993 yılında Ankara’da uğradığı bombalı saldırı sonucu yaşamını yitiren gazeteci- yazar Uğur …

Kutlamıyoruz! 10 Ocak “Dayanışma Günü”dür

59 yıl önce 10 Ocak 1961’de gazetecilerin çalışma koşullarını iyileştiren ve sektörün emekçilerine önemli haklar kazandıran 212 …