Pazar , Ağustos 9 2020
Anasayfa / Arşiv / Salgının Sonuçları Sınıfsaldır 

Salgının Sonuçları Sınıfsaldır 

Uğur ÖKDEMİR

Dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını ile birlikte ilan edilen pandemi süreciyle, insanların yaşamında büyük kısıtlamalar ortaya çıktı.

Salgın bittiğinde insanların anlatacağı o kadar çok şey var ki. “Evde kal” çağrılarına uyup salgının geçmesini beklemek, sokağa çıkma yasakları, dağıtımı bir türlü başarılamayan maske, açıklanan ancak halka pek yararı olmayan ekonomik paketler, iktidarın kaybettiği belediyeler tarafından yapılan yardımların engellenmesi, tırmanışa geçen döviz kurları gibi birçok uygulama konuşulacaktır.

Bu süreçte Sağlık Bakanı tarafından virüse karşı en kesin önlem olarak açıklanan “yakalanmama” önerisine inat, evde kalın çağrılarının aksine siz fabrikalarınıza gidin, ölümüne çalışın denilen işçiler. Elbette onların anlatacakları çok daha önemli.

Fabrikalarda, işyerlerinde, tarlalarda asgari ve zorunlu olmayan işlerde Koronavirüs salgınına rağmen süren üretim baskısı, alınmayan önlemler işçileri, emekçileri tedirgin ediyor. Hükümet; bu süreçte ekonominin her türlü nimetini uluslararası sermayenin, tekellerin hizmetine sunmaya devam ediyor.

Virüsün çok hızlı yayıldığı bir ortamda fabrikalarda belli başlı önlemler alınsa da işçiler iç içe çalışıp aynı servislerde evlerine gidip geliyor. Ve bu servisler gün içinde birden fazla fabrikanın işçisini taşıdığı da düşünüldüğünde işçilere verilen değer bir kez daha gözler önüne seriliyor. Seçim dönemlerinde “benim işçim, emekçim” edebiyatı yapan siyasetçiler bugün işçileri adeta ölüme gönderiyorlar.

Virüsün sınıf ayrımı yapmadığı ve her sınıftan insana bulaştığı çokça ifade ediliyor. Elbette virüs sınıf ayrımı yapmaz. Ancak virüse karşı mücadele tamamen sınıfsaldır. Zengin, boğaza sıfır yalısında spor yaparken onun inşaatında çalışan işçiye ekmek arası ıspanak yemeği veriliyor. Hiçbir geliri olmayan işçiler mecburen fabrikalarda çalışırken, patronlar yalılarında kendilerini izole ederek yaşamlarını sürdürüyor. Tüm emekçiler en kötü koşullarda beslenmeye çalışırken zenginler bir eli yağda bir eli balda yaşamlarını sürdürüyor. Örneğin CNN Türk’te çalışan muhabir ve kameramanlar binaya virüs taşıyabilir gerekçesiyle binaya alınmazken, kalmaları için birkaç metrekarelik konteynerlere mahkum bırakılıyor. Medya patronlarına bir şey olmasın da çalışan emekçilere ne olursa olsun. Bu uygulamaların gösterdiği tek gerçek salgının sonuçları sınıfsaldır ve en büyük kaybı emekçi sınıflar verecektir.

 

Açlık mı virüs mü?

 

Evde kal çağrıları yapılırken üretimin çarkları da dönmeye devam ediyor. Çarklar dönerken İstanbul İşçi Sağlığı ve Güvenliği (İSİG)’in nisan ayı raporunda 103 işçi Covid-19 nedeniyle hayatını kaybetti. Bu tespit edilebilen sayı, ancak gerçekte bu sayının daha fazla olduğu söylenebilir. Bugün Bursa’daki fabrikalarda virüs vakası görülmesine rağmen üretim devam ediyor. İşçilerin, “ailem aç kalacağına gider çalışırım” dediklerini gazetelerde okuduk. İşçilere ‘açlık mı, virüs mü’ şıkkı sunulmuş.  İşçilerde ciddi bir korku olmasına rağmen, işsiz kalmaktansa çalışmayı seçmekten başka çareleri yok. İşyerlerinde çalışmaya devam eden işçide pozitif vaka tespit edildiğinde Sağlık Bakanlığı’nın filyasyon ekiplerinin işyerlerine gelip tüm çalışma ortamına, işin yapılış tekniği ile işyerindeki sıhhi ve sosyal tesisleri denetliyor demek isterdim. Fakat filyasyon ekipleri, sanki işçinin testinin pozitif olmasının işyeri ile hiç illiyet bağı yokmuş gibi davranıyor. İşçiye telefon eden filyasyon ekipleri maskesiz 15 dakikadan fazla aynı kapalı ortamda bulunduğunuz kimse var mı diye soruyorlar o kadar. Karantina uygulaması işyerlerine uğramıyor diyebiliriz.  Durum böyle olunca büyük bir özveriyle çalışan sağlık çalışanlarının emekleri boşa gidiyor.

 

Virüse yakalanırsan sorumlusu sensin

Ev kirası, faturalar ve geçim derdiyle boğuşan işçiler, yaşamını sürdürmek için çalışmak zorunda kalıyorlar. Ücretli izin talebi hayat bulmadığı sürece çalışmaya da devam edecekler. Peki, bu dönemde işçilerin sınıf örgütü olan sendikalar ne yapıyor? Nasıl bir tutum alıyorlar? İşçilerin insanca yaşayacak ücret, insani çalışma koşullarını sağlamak üzere kurulmuş olan sendikaların işçiden yana bir tutum aldıkları ne yazık ki söylenemez. Bugün Bursa’da metal fabrikaların çoğunda örgütlü olan Türk Metal, vakalar karşısında emekçilerin haklarına göz diken yasaların çıkarılmasında ciddi bir mücadele sürdürmedi. Bugün de üyelerine mesaj atıp sosyal mesafeyi koruyun demek dışında bir önlem almış değil. Sendika yönetiminde olup işçiye karşı olanlar da yok değil… Tek Gıda İş Genel Başkanı Mustafa Türkel, “İşverenlerimiz tüm önlemleri alıyor siz çalışanlar dikkat etmezseniz ve virüse yakalanırsanız sorumlusu sizlersiniz” açıklamasını yaptı. Salgın koşullarında çalıştırmaya, zorunlu mesaiye ses çıkarmayıp, işe gidip gelirken virüse yakalanan işçiyi sorumlu tutmak anlaşılır gibi değil. Virüsün en hızlı yayıldığı nisan ayında 103’ü virüsten olmak üzere toplamda 220 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiştir.

Sermayenin her talebinde hizaya geçen sendika yöneticileri ne yazık ki bu iş cinayetlerine karşı ciddi bir açıklama bile yapmamışlardır. Aslında her şey açık, virüsün sonuçları nasıl sınıfsalsa, sermayenin yaşaması için ülkede işçilerin ölüme gönderilmesi de o kadar sınıfsaldır.

 

Değişim işçilerin mücadelesinden geçer

Bursa, metal, gıda, tekstil başta olmak üzere büyük bir sanayi şehri. Bursa’nın dört bir yanı emekçi mahalleleriyle dolu. Bugün vakaların görüldüğü ilçe-mahalle boyutuna baktığımızda ağırlıklı emekçi mahalleleri. Neden buralarda çok vaka görülür? Çünkü burada yaşayan insanlar sabah kalkıp işe gitmek zorundadır. Virüsün açık hedefindedir.

Sadece işçi mi hayır ailesi de bu hedeftedir. Büyük otomotiv fabrikaları uzun bir süre üretime ara verdi, bu salgının yayılmasını engelleyen bir konumda oldu belki ama bugün hepsi tek tek açıldı. Salgın sürecinde hiç kapanmayan gıda fabrikalarında virüs vakaları her geçen gün artıyor. Hatta öyle bir boyuta geldi ki fabrika içinde tespit edilen 17 vakaya karşı işçilere “siparişler var üretime devam” denildi. Şimdi bu koşullarda işçi sağlığı ve güvenliğinden kim söz edebilir? ‘Sosyal mesafeye uy, maske tak’ diyen iktidar yetkilileri bu durum karşısında neden sessiz kalır? Aslında cevabı çok basit; iktidar da olaya sınıfsal bakıyor. ‘Benim yerim sermayenin yanıdır o yüzden sesini çıkarma da çalış’ diyor.

 

Bazı işyerinde patron kısa çalışma ödeneğine başvuruyor, kısa çalışma kabul edilmesinden sonra o iş yerinde işçiler halen çalıştırılıyor. İşçilere kısa çalışma ödeneği adı altında devlet tarafından paralar ödeniyor ve sigortaları yatırılmıyor ama üretime devam ediyorlar. Burada kazanan elbette ki patron oluyor. Birincisi işçiye maaş ödemiyor, ikincisi işçinin sigortasını yatırmıyor ama üretimini devam ettiriyor. Tam anlamıyla krizi fırsata çeviriyor.

Bu süreçte işçilerimiz ağır bedeller ödeseler de yaşayarak bazı gerçekleri öğreniyorlar. İşçileri ölüme götüren bu süreçten veya benzer saldırılardan korunmanın tek yolu örgütlü olarak mücadele etmek, kendi gücünü ve birliğini ortaya koymak. Sınıf kardeşlerine güvenip birleşmek. Eğer bu yapılamazsa pandemi sürecinden sonra yaşanacak saldırılardan, hak kayıplarından, işsizlikten, düşük ücret baskısından kurtulmak ne yazık ki mümkün olmayacak.

Göz atın

Yokluğun sınırında algı değil hizmet

  İsmet KARACA CHP Bursa İl Başkanı Aralık 2019 ortalarında Çin’de varlığını belli eden Covid-19 …

COVID-19 salgını sırasında veri-hükümet-gazetecilik üçgeni

  Cemgazi YOLDAŞ   Veri gazeteciliği, tüm dünyada etkisini gösteren küresel salgın döneminde önemli bir …