Pazar , Ağustos 9 2020
Anasayfa / Arşiv / Tek geçerim hane halkı rahatlığını…

Tek geçerim hane halkı rahatlığını…

 

Rıza ERTEKİN / Pandemi Şaşkını

Bir kere, bir metnin başına oturduğunuzda az buçuk ne yazacağınızı bilmek, hadi yuvarlayalım, hiç olmazsa biraz kestirmek gerekir. Bu yazı bu kurala dahil değil ne yazık ki… Öyle karışık ki kafam, kafamız. Sorular var bayağı, bakalım nereye gidecek…

ÇAĞDAŞ için bu yayının sizin elinize ulaşmasından haftalar önce benden talep edilmiş yazı için ne yazsam diye kıvranıp dururken, son sokağa çıkma yasağı gününde (31 Mayıs 2020, Pazar) gözüme ilişen, bu metne eklediğim fotoğrafa takıldım pat diye. Bizim sitenin bahçesi burası…

Jimnastik aletleri haftalar önce sarı sarmalandı kullanılmasın diye. Bu aletlerin bulunduğu alan da bantla çevrilmişti kimse girmesin diye. Aynı şey, yanımızdaki blokta bulunan çocuk oyun alanı için de yapıldı. Heyhat, dinleyen olmadı pek, dinlemeyeceklerdi zaten, dinlemediler zaten…

 

Bu fotoğrafa, “Ayol ne olacak, biz bizi biliyoruz, evdeydik nasılsa, çayını tazeleyeyim mi komşu?” adını veriyorum. “Hane Halkı Rahatlığı” da diyebilirsiniz siz isterseniz. Geride bıraktığımız 2,5 aylık dönemde yüzlerini hiç görmediğimiz 4 bin 515 kişi (30 Mayıs verisi. ‘Veri’ ne acı ki alıştık böyle söyleyip yazmaya, can bunlar oysa…) patır patır ölürken, dışarıda; markette, otobüste, sokaklarda, zorunlu olarak çalışmak zorunda kaldığımız işyerlerimizde ve aklınıza gelebilecek her yerde durum tam da bu fotoğraftaki gibiydi galiba…

Derhal savunma refleksimi geliştirip, kimseye üstenci bir yaklaşım sergilemediğimi söylemek isterim. Fakat akıl var izan var sözünü de hatırlatmak gerekir mi, gerekir yahu, gerekir…

Sokağa çıkma yasağı varken çektiğim bu fotoğraf ile yine bir sokağa çıkma yasağının bitimine İstanbul köprülerinde, gecenin bir yarısı çekilen ve binlerce aracın arka arkaya dizildiği gösteren inanılmaz fotoğrafları açıklayabilirsek, önümüzdeki dönem için işimiz kolaylaşır. Sabaha karşı, “karşıya geçmek” ne ola ki?

Cahilliğin cesareti, eğitimlinin çok bilmişliği, aptallık, umursamazlık, bilip de bilmemezlikten gelme, kurallara işine geldiğinde uymak gelmediğinde sallamamak… Artık siz bundan sonrasına ne eklerseniz o bu fotoğraflar… Oysa hastalık bulaşıcı, bulaşıyor, hasta oluyorsunuz ve tek başınıza girmek zorunda kaldığınız hastanede bağışıklık sisteminizin gücüne göre ölebiliyorsunuz. Tekrar yazayım, ölebiliyorsunuz. Ölüm… Ölmek. Hayatın sonu. Daha nasıl açıklanmalı ki?

 

Bu vurdumduymazlığın sokaktaki karşılığı. Tüm verilere, tüm uyarılara karşın ülkeyi 1 Haziran miladıyla şak diye açmak da yönetimin aymazlığı mı acaba? Memleket ekonomisi gerçekten bu kadar tıkandı mı?

Sonraki dalga tehdidine karşın mecbur muyuz, berbere gitmeye, bir restoranda çaprazlama oturabileceğimiz sevgilimizle rakı içmeye ve mecbur muyuz mutlaka hafta sonu piknik yapmaya?

Bu kadar manyak mıyız gerçekten?

Turizm sektörü açılmaz ise memleket elden mi gider gerçekten?

Bu soruları makul biçimde yanıtlıyorsanız, son sokağa çıkma gününde tatlıcıların neden açık olduğunu da açıklar mısınız bana?

Bir düşünür ve kanaat önderi değilim ama gerçekten biri söyler mi, ben böyle yazarken, siz de böyle okurken aklınıza farklı farklı sorular gelmiyor mu?

Ev kadınlarımızı 1000’er liraya mahkum edip, emeklinin ikramiyesini bayramdan 1 ay önce ödeyip, sürekli borçlanma kolaylıkları sağlayarak esnafa göz kırpmanın, öte yandan sanayiciye “işinize bakın, arkandayız” mesajı gönderip binlerce emekçiyi tezgah başında sabahlatıp dünyaya üretimin aralıksız sürdüğü mesajını vererek, oy toplayıp itibar mı sağladı iktidar?

Oldu mu?

Yani olabilecek her detaylı, mini mini, sıradan bir kamu kurumu müdürünün bile söyleyebileceği her bilgiyi kamuoyuna sadece ve sadece kendisi açıklayan Reisimiz, tabii ki hepimizden daha iyi bilir memleketi yönetmeyi, eyvallah.

Fakat “küresel salgın” dendiğinde de mi geçerlidir, yetkinin bölüşülmemesi, görev yükünün paylaştırılmaması, organizasyonun sadece ve mümkünse AKP ibaresi damgasıyla yürütülmesi ve bu “devlet” eli dışında halka dokunan her elin kırılması, kelepçelenmesi? Memleket sadece kendisine mi aittir ki şahsının iki dudağından çıkacak sözlerle çekip çevrilmektedir?

Mesela bunları açıklar mısınız?

70 gün civarında camilerde topluca ibadet yapılması yasaklandı… Hayli sarsıcıydı gerçekten yıllarca, “CHP döneminde camileri ahır yaptılar” diyerek oy konsolide eden bir hükümetin dönemine denk gelmesi pandemiden kaynaklanan bu zorunluluğun. O yüzden mi duruma hayli içerlediği anlaşılan Diyanet İşleri Başkanımız çıkıp “29 Mayıs’ta camileri fethedeceğiz” dedi? Kimden geri alınıyor camiler CeeeHaaaPeee zihniyetinden mi, virüsten mi?

 

Mesela Bursa ulaşımın ağırlıklı yükünü çeken yeşil otobüs şoförlerinin, herkesten önce “Sağlınız için bu koltuğu boş bırakınız” yapıştırmalarını sıyırıp sıyırıp çöpe atma cesareti hangi akılla açıklanacak? Kurnazlık mı, boş vermişlik mi, can sıkıntısı mı? Bu abiler hepimizin hayatını 3-5 lirayla hiçe sayabilme cesaretini nereden alıyorlar? Bu da bir fetih mi yoksa?

2 ay yolcu taşıyamayınca batma noktasına gelen anlı şanlı otobüs firmalarına, geçen yıl 65 liraya gittiğimiz yolu şimdi 2,5 kat fazla para ödeyerek alabileceğimizi kim söyledi acaba?

Hani dayanışmacı bir toplumduk biz?

Kim kime dayandı?

 

Test yaptırabilen var mı okuyucuların arasında mesela?

Can kurtarırken bile canından olma tehlikesi atlatan sağlık çalışanları bile test yaptıramamışken, 2 milyonu aşmış diyorlar test sayısı için…

Var mı yaptıran?

Hasta mıyız değil miyiz, bilmiyorken niye plajlarda sosyal mesafe işaretlerinin içerisinde yazın keyfini çıkartma hayali kurabiliyoruz? Bira kaç lira olacak acaba, dondurma, şezlong?

#EvdeKal diye yırtınıp durduk 2,5 aydır, söylesenize gerçekten evde kalanlar, zorunlu olmadıkça dışarı çıkmayanlar, korku ve müthiş bir titizlikle markete gidip alışveriş yapıp geri döndüklerinde kırklananlar, çoluğunu çocuğunu ve üst sokaktaki anasını telefon ekranında görebilenler ve daha niceleri, salak mı bu insanlar, aptal mı?

 

Ekonomi batıyor, para yok, virüs kontrol altında, sağlık sistemimiz mükemmel, maske dağıtırız, hayır satarız, bir dakika ücretsiz dağıtalım, hayır hayır satalım, aman boş verin 2 metre sosyal mesafe işte, bak kredi var al, tatlıcı da açık takma kafana, diye diye…

Balkonlara çıkıp sağlık çalışanlarını alkışlamakla, 2 milli bayramı yine balkondan İstiklal Marşı okuyarak kutlamakla, aynı yerde oturup, sokaktan gelip geçeni, dolaşanları, koşturanları, oynayanları izlemekle geçti pandemi… 65 yaş üstüne maaş çekip, rakı alan, karpuz götüren, ekmek taşıyan, yumurta kıran, doğum günlerini unutmayıp pasta şirinlikleri fotoğrafı veren vefalı kamu çalışanları kaldı en çok aklımızda… Polisi, belediye görevlisi vs. Sağ olsunlar ayrı…

…de işte, oldu mu şimdi?

 

Bitti mi?

Sokağa çıkma yasağının son günü, bir bakın, bir daha bakın… Mutlaka Türk bayraklı (Polis geldiğinde gösterilmek üzere mi ya da ne kutlaması bu, gerçekten niye çocuğun elinde bayrak var acaba?),  ağaç gölgeli, yere serilmiş halılı, çaylı çekirdekli, hafta sonu esintili “Hane Halkı Rahatlığı” taşıyan bu ruh hali içimizde durdukça olacak mı gerçekten, bitecek mi?

Artık sokağa çıkma yasağı “gerektiğinde” uygulanacak ama virüs hep aramızda olacak. Bu şekilde mi devam edeceğiz, ikna olan var mı?

Bak, nereye geldi yazı…

Eh, hadi bakalım, ölelim mi yani hep birlikte?

Göz atın

Yokluğun sınırında algı değil hizmet

  İsmet KARACA CHP Bursa İl Başkanı Aralık 2019 ortalarında Çin’de varlığını belli eden Covid-19 …

COVID-19 salgını sırasında veri-hükümet-gazetecilik üçgeni

  Cemgazi YOLDAŞ   Veri gazeteciliği, tüm dünyada etkisini gösteren küresel salgın döneminde önemli bir …