Salı , Mart 31 2020
Anasayfa / Arşiv / Bu son değil, başlangıç!

Bu son değil, başlangıç!

Bir devir bitti! Olay TV artık siyah ekran… Sektörü belirsizlik sardı…

Tayfun ÇAVUŞOĞLU

Bursa’nın köklü medya kuruluşlarından Olay Medya’nın televizyonu OLAY TV siyah ekrana düştü. Bursa’nın en çok dinlenen radyolarından Olay FM de yayın hayatını sonlandırdı. Türkiye’nin ilk yerel televizyon kanallarından OLAY TV, 25 yıllık yayın hayatına 31 Ekim 2019’da son verdi. TV görüntüsü yerini siyah ekrana bırakırken, çalışanlar da işsiz kaldı. Bir TV-Radyo kanalının sonu gibi görünen bu gelişme aslında buzdağının sadece görünen yüzü. Önümüzdeki süreç, medyanın birer birer “düşeceği”, basın açısından karanlık günlere gebe…

2002’den bu yana medyayı mengeneye alan ve her geçen gün artan iktidar baskısı önce habercilik ruhunu yok etti. Tek başına “sansür” ya da onun daha ahlaksız bir türevi olan “otosansür” değil konumuz…

Kaçınılmaz son ağlarını kurmuş “haber vermeyi” değil, “haber vermemeyi” esas alan basın-yayın organlarını bekliyor. Yayıncılıktaki tek ilkesi haber vermemek olanlar izlenmiyor, okunmuyor, dinlenmiyor. Kamu kurumlarınca özel olarak desteklenen havuz gazetelerinin tiraj raporları ortada, havuz medyasının tv’lerinin izlenme oranları ortada… Görünen köy, kılavuz istemiyor.

30 YILDA NEREDEN NEREYE GELDİ?

Çağdaş’ın 30. Yıl sayısında “Nereden Nereye” başlığı altında medyanın geldiği nokta ele alınıyor. Bu kapsamda, elbette Bursa açısından önem taşıyan gelişmelere de bir göz atmak gerekiyordu.

Olay Medya kapanma noktasına geldi?
Neden sadece tv ve radyo kapandı?
Gazete devam edebilecek mi?
Olay’ın patronu eski bakan ve işadamı Cavit Çağlar’ı bu kararı vermeye iten etkenler nelerdi?

Bu soruların sayısı artırılabilir… Birbirinden çerçeve olarak farklı çok sayıda cevap da verilebilir. Oysa -kişisel görüşüm o ki- bu yazı tek başına Cavit Çağlar’ı ve Olay Medya’yı değerlendirme yazısı değil ve olmamalı. Çünkü Çağlar’ın ve Olay Medya’nın içinde bulunduğu ortam aslında genelde yaşanan sorunların Olay’a “teşmil edilmiş” hali…

‘TÜRK BASINI’NIN REKLAMLA İMTİHANI

2000’li yılların başında, basının “reklam alamama” diye bir sorunu yoktu. İrili-ufaklı özel sektör ilanları, emlak-otomobil, iş, personel ilanlarıyla kendi yağıyla kavrulabilecek bir bütçe her basın kuruluşu için mümkündü. Belediyelerin reklam verme alışkanlığı da yoktu. Hatta böyle bir “gelir kalemi”nin olabileceği akla bile getirilmiyordu.

Perakende sektörünün yükselişi, AVM’ler dışında kalan küçük ticari işletmelerin birer birer harcanmasına yol açtı. İrili-ufaklı reklamveren işletmeler kepenk indirdikçe, basının özel ilan-reklam havuzundan aldığı pay düştü. İnternetin de baskısıyla küçük ilanlar adını verdiğimiz iş-işçi-emlak-otomobil-2.el menkul-gayrimenkul ilanları da gazetelerden elini ayağını çekti. İlk başlarda devasa bütçeler isteyen TV reklamcılığında fiyatlar sürünmeye başladı, TV ve radyoların düşük bütçeyle reklam yayınladığı bir ortamda, tirajları giderek gerileyen gazete ve dergilerin ayakta kalması da zor olacaktı elbette…

SUNİ TENEFFÜS, BELEDİYELERDEN…

AK Parti iktidarı, basın üzerindeki mutlak egemenliğin gerekliliğine inanıyordu. Nitekim gelişmeler de o çerçevede izlenebiliyordu. “Eski zihniyetler” medyadan el çektirilmeye (ya da uzaklaşmaya ikna edildi diyebiliriz) başladı… Basın organları hızla el değiştirdi. 2000’de medyaya hakim olan isimlerle, bugünküleri yan yana koyalım. Kim kalmış bakalım… Ne dediğimiz net anlaşılır.

Bir yandan da, bugün FETÖ dediğimiz, geçmişte ise “beraber yürüdük biz bu yollarda” ve “ne istediler de vermedik” cümlesinde anlamını bulan dinci terör örgütü, hem hükümette hem de basında ve basının yeniden dizayn edilmesinde etkiliydi. Yayın yönetmeninin kim olacağı, kimlere yazar olarak köşe açılacağı, TV programlarına kimlerin çağrılacağı (ve hatta asla çağrılmayacağı) artık medya patronlarının kendi karar verebildikleri işlerden değildi.

Habercilik ilkesi “iktidarın işine yarayanı yayınlamak, hoşlanmayacağından uzak durmak” olarak belirlenmiş, yeni yeni medyalar türedi. Bununla da kalınmadı, tek görevi muhalefete (Kestirmeden CHP’ye desek?) ağız dolusu hakaret etmek olan basın organları çıktı. Adını sanını bilmediğimiz bir sürü “kalemşör” tv ekranlarını, bir sürü şarlatan gazete sayfalarını işgal etti. Her ne kadar gerçek gazetecilerin rolünü çalmış olsalar da, bu kişilerin yaptığı (ve halen yapmaya devam ettikleri tek şey) sadece iktidar borazanlığıydı. (Balyoz-Ergenekon ve diğer kumpas davalarına girmeyeceğim ama o kumpaslar da, gazeteci rolü yapan bu misal trollerin açtığı yoldan gidilerek, tere yağdan kıl çeker gibi sahneye kondu, unutmayalım.)

Gelirler düştü, düştü… Eskiden farklı çizgilerde olan basın-yayın organları bile “çaresizlikten” doğru yolu bulup iktidarın limanına demir attı… Hem merkezi hükümet hem de belediyelerin çok büyük bir çoğunluğu iktidar partisine bağlı olduğundan, tek sesli bir medyaya doğru yuvarlandık…

2006-2007’lere geldiğimizde, kimi uyanıklar, belediye bütçelerini çoktan keşfetmişti o sıra… 8-10 yapraklı, uyduruk gazetelere sayfalar dolusu belediye reklamı alıyor, çuvalla para kazanıyorlardı.

Para kokusu çabuk yayılıyor elbette. Bu furyaya zaten zor durumda olan günlük-haftalık gazeteler de koşar ayak dahil oldu. Radyolar geri durdu mu, hayır! Televizyonlar, elbette hayır! Radyo ve televizyonlar program sponsorluğu, gazeteler ilavelere aldıkları reklamlarla kendilerini ayakta tutacak fonu sağladılar.

O ilanları alanlardan tek bir şey bekleniyordu: Olumsuz tek satır yayınlamayın! (Aslında bunun istenmesine de gerek yoktu, bizim meslek erbabı, yeter ki para gelsin, sansüre de otosansüre de çoktan teşneydi, bir şey denmeden de gereğini yapardı. Ve yaptı nitekim!)

Basın yola gelmişti işte… Olumsuz tek satırın olmadığı, Reis ne derse desin manşetlere çıktığı, memleketteki her şeyi toz pembe gösteren, yeni medya düzeni… (Rockefeller gazetesini yapanlar bile bu kadarını hayal edememişlerdir muhtemelen.)

Ve fakat…

Orada minik bir şey atlanmıştı… “Kendi ayağımıza sıkarız, habercilik olmazsa, vatandaş bu gazeteyi niye okusun, bu televizyonu neden izlesin?” diye soran olmadı. Kimsenin hakkını yemeyelim, soranlar oldu tabii de, dinleyen çıkmadı…
Hem, gazetecilik kamu işinden çok ticari bir iş olarak algılanıyordu artık.
Müteahhit Bey, para kazanmayan bir gazeteyi niye elde tutsundu?
Para kazanmanın yolu bulunsundu!
“Ne yapıp edip, parayı bulun”du…
Piyasa felç… Tek özel reklam yok…
Görünen tek yol vardı: Belediye ilanları… O ilanları alabilmenin “manevi” bedeli de vardı elbette… Kimsenin umurunda olmadı.

Her şeye rağmen!
O günlerden buyana mevcut basın yayın organları ayakta kalabildiyse… Belediye bütçelerinden yapılan bu suni teneffüs sayesindedir.

Peki belediye bütçeleri, sonsuz kaynak mı derseniz? Değildi tabii… Gün geldi, belediye bütçelerindeki gedikler büyüdü, büyüdü… Artık yama tutmaz hale geldi… Batık belediyelerde musluklar kısıldı… Kısıldı…

PARAYI VEREN DÜDÜĞÜ ÇALIYOR AMA AKORT BOZUK

Medyanın parasızlıkla imtihanını anlatırken durumu abarttığımı, karikatürize ettiğimi düşünenler olacaktır… Aslında konuların üzerinden atladığımı, çok eksik yazdığımı bilmelisiniz. Belediyelerden “zarf alan gazeteciler” gibi tanımlamalar, günlük hayatımıza neden girdi? Bugün “hangi gazetecilerin maaşları(!) belediyelerden ödeniyor?” konulu tartışmalar-değerlendirmeler neden yapılıyor? Neden bunlar tartışılıyor? Ateş olmayan yerden duman mı tütüyor? Gün gelir, bunlar da olanca açıklığıyla konuşulur, yazılır, çizilir…

OLAY, BU GELİŞMELERDEN UZAK DEĞERLENDİRİLEMEZ

İşte tam da bu nedenlerle, 1987’den buyana dev bir yerel basın markasına dönüşen Olay Medya’nın o devasa kadrolarla ayakta kalması imkansızdı. Gelirler düşünce kadro azaltmalarına gidildi, yetmedi, yan yayınlar kapatıldı… Olmadı, son aşamaya gelindi. Gazete yayın hayatına devam ediyor ama radyo ve TV yayında değil…

SON SÖZ:
Medyanın içinde bulunduğu ortamın sorumlusu, kurumu için mesai veren gazeteciler değil. Ama faturayı ödemek zorunda kalanlar, gazeteciler. Bir yayın organının kapanması çok acı elbette! Ama bu sektörde başka iş bulmaları artık neredeyse olanaksız hale gelen gazeteci arkadaşlarımızın işsiz kalması daha da acı!

ÇGD, bir gazeteci meslek örgütü olarak, işsiz arkadaşlarımızla dayanışma için elinden geleni yapmaya çalışıyor. Buna hukuki destek dahil…

Umalım ki!
Aklını başına devşirip, ana ilkesi “gazetecilik yapmak”, “kamuoyuna haber vermek” olan yayın organlarının sayısı yeniden artsın…
Aksi halde, mevcut basın-yayın organlarının sonbahar yaprakları gibi, birer birer düşüp rüzgara kapıldıklarına tanık olacağız. Tek çıkar yol var; bu sektördekilerin ve patronlarının, mesleği, meslek onurunu, kimsenin maşası olmamayı yeniden hatırlaması…

Çünkü okunma sayıları, tıkları, tirajları ya da izlenme oranları ortada… Gerçekten habercilik yapanlar bugün hala ayakta ve emin olun yarın da ayakta kalacaklar…

Olay Medya Nasıl Büyüdü?

OLAY TV, 19 Aralık 1994 tarihinde Cavit Çağlar tarafından kuruldu. Olay gazetesi ve Olay FM’in ardından grubun üçüncü yayın organı oldu. Çağlar, Olay TV’den 2 yıl sonra da NTV’yi kurdu. Olay TV, NTV bağıyla kısa sürede güçlenen bir yayın ağına ulaştı. Bursa’nın yanısıra uydu aracılığıyla tüm Türkiye ve dünyanın büyük bölümüne yayınını ulaştırdı. Bursa için önemli bir bilgi kaynağı olurken, Türkiye genelinde de Bursa’nın medya gücünü temsil etti. TMSF, 7 Mart 2008 tarihinde OLAY Medya’ya el koydu, ancak Aralık 2010’da yeniden Çağlar grubuna iade edildi.

SON 45 GÜNDE NELER YAŞANDI?

Bundan yaklaşık 1.5 ay önce ekonomik güçlükler nedeniyle Çağlar’ın medya grubundan çekileceği, Olay Medya’yı da kapatacağı haberleri yayıldı. Çağlar, bir süre sonra kararını revize etti. Buna göre, 1987’de kurulan Olay gazetesinin yayınına devam etmesi, Olay TV için de gelişmelerin izlenmesi kararı alındı. Gelinen noktada OLAY TV kapandı. Olay gazetesi ise hem yazılı hem de dijital mecrada yayınına devam edecek.

ÇGD: ‘MESLEKTAŞLARIMIZIN YANINDA OLACAĞIZ”

Kapanma kararının gündeme gelmesinin ardından eylem kararı alan ve 30 Eylül gecesi televizyonun önünde kurum temsilcileriyle açıklama yapmayı planlayan Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Bursa Şubesi, kanalın kapatılıp kapatılmayacağının belirsizliğini koruması üzerine eylemi iptal etti.

Çalışanların hukuki süreçlerini yakından takip ettiklerini ifade eden ÇGD Bursa Şube Başkanı Rabia Deniz, “ÇGD Bursa Şubesi, Bursa’da gazetecilerin örgütlü mücadelesinin temsilcisidir. Hiçbir arkadaşımızın mağdur olmaması için hem hukuki boyutta hem de eylemsel boyutta örgütlülüğümüzü sürdüreceğiz. Bursa Barosu ile ortaklaşa hareket ediyoruz ve avukatlar da bu sürecin takipçisi. Şu an bir kafa karışıklığı var. Arkadaşlarımızın iş akdi feshedildi. Ama yeniden işe girecek olanlar var ve hukuki bir sorun ortaya çıkıyor. Avukatlara bu bilgileri verdik ve bir çalışma hazırlıyorlar. Bu süreçte gazetecilere hukuki süreçte ne yapılabilir, nasıl bir yol izlenebilir üzerine çalışıyorlar. Bunun danışmanlığını verecekler. Dava açan her bir arkadaşımızın hukuki masraflarını ÇGD olarak biz üstleniyoruz ve onların yanında olacağız. Hukuki zeminde tüm arkadaşlarımızın yanında olacağız” diye konuştu.

‘ÜYELERİMİZİN YÜZDE 80’İ İŞSİZ’

Artan döviz kuruna bağlı kağıt krizinin ardından yerel medyada çalışan birçok gazetecinin bu durumdan olumsuz etkilendiğini hatırlattığımız Deniz, “Yerel medyayı güçlendirmek adına ne yapılmalı” sorumuza şu yanıtı verdi:

“ÇGD Bursa Şubesi’nin 453 üyesi var. Bir çalışma yaptık kendi aramızda ve üyelerimizin yüzde 80’inin işsiz olduğunu tespit ettik. Geri kalan yüzde yirmi de özel okul, hastanelerin departmanlarında, bazı dergilerde çalışıyorlar. Gazetecilik Bursa’da böyle bir yere doğru gitmeye başladı. Medyaların başındaki bizim duayenlerimiz bir türlü bırakıp gitmiyorlar. Yeni gelen gençler onların uygulamış olduğu para politikalarına bir türlü adapte olamıyorlar. Sistemin dışına kendi kendilerine itiliyorlar. Bursa’da gazetecilerin gazetesini kurması buna da Bursa kamuoyunun destek olması gerekiyor. Bursa’da sivil toplum kuruluşlarının büyük gücü var. Gazetecilerin gazetesi ortaya çıksa ve bunlar da desteklese, haber alma hakkına sahip çıksa birçok gazeteci istihdam edilebilir ve bu hayal değil.”

Göz atın

Uğur Mumcu ÇGD öncülüğünde Bursa’da anıldı

Bursa, 24 Ocak 1993 yılında Ankara’da uğradığı bombalı saldırı sonucu yaşamını yitiren gazeteci- yazar Uğur …

Kutlamıyoruz! 10 Ocak “Dayanışma Günü”dür

59 yıl önce 10 Ocak 1961’de gazetecilerin çalışma koşullarını iyileştiren ve sektörün emekçilerine önemli haklar kazandıran 212 …