Cumartesi , Eylül 19 2020
Anasayfa / Arşiv / Korona günlerinde tanıştığımız sözcükler

Korona günlerinde tanıştığımız sözcükler

 

Attila AŞUT

Yeni tip koronavirüs salgını tüm dünyada insanları eve kapatırken, toplumların yaşam ve çalışma biçimleri de değişime uğradı. Evler artık “işlik” gibi kullanılıyor; “ofis” çalışmaları buralardan yürütülüyor. Sanatsal üretimlerin merkezinde artık konutlar var. Çalışma odaları küçük stüdyolara dönüştürülmüş. Gösteri salonlarının yerini ise balkonlar almış. Popüler müzik parçalarının koronaya uyarlanmış değişik sürümlerini “balkon konserleri”nde dinlemeye başladık! Evlerde sergilenen tüm sanatsal etkinliklerin odağında koronavirüs var…

 

Toplumsal olguların sanata yansımaması düşünülemez. Kuşku yok ki şiirleri, öyküleri, romanları da yazılacak bugünlerin. “Kolera Günlerinde Aşk” yazılır da “Korona Günlerinde Aşk” yazılmaz mı? Orhan Veli yaşasaydı, “Kitabe-i Seng-i Mezar” şiirindeki “Süleyman Efendi”ye seslenişini herhalde şöyle güncellerdi:

 “Hiçbir şeyden çekmedi dünyada / Koronadan çektiği kadar / Kundurası vurmadığı zamanlarda / Anmazdı ama Allah’ın adını / Günahkâr da sayılmazdı / Yazık oldu Süleyman Efendi’ye”

 

Daha şimdiden koronayla ilgili çeşit çeşit videolar hazırlandı. Salgından korunma önlemlerini mizahi dille anlatan şarkılar, türküler, klipler, eğitsel filmler her gün televizyon ekranlarından paylaşılıyor. Zor günler, yaratıcılığı da tetikliyor…

 

KORONA GÜNLERİNİN SÖZCÜKLERİ

“Koronavirüs” dünyanın ve Türkiye’nin gündemine girince, hepimiz yeni sözcüklerle, terimlerle karşılaştık. Daha önce duymadığımız ya da çok az duyduğumuz, genel kullanımda olmayan “korona”, “pandemi”, “epidemi”, “entübe”, “filyasyon” gibi yabancı kökenli tıp terimleri hızla dolaşıma girerek görünürlük kazandılar. Bizler de koronayla kuşatılmış yaşamımızda artık bu sözcüklerle konuşmaya başladık…

 

Tıp dünyasında “Kovid-19” olarak anılan koronavirüsün adı, İngilizce “corona”dan geliyor. Sözcüğün kökeni ise Latince “coronarius”a dayanıyor. Tıp dilinde kullanılan “koroner arterler” (coronary arteries) terimi de buradan gelir. Atar ve toplardamarların, kalbin üst bölümünü “taç” gibi çepeçevre sarmasından yola çıkılarak, benzetme yoluyla yapılmış bir adlandırmadır.

 

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), koronavirüs hastalığını “pandemi” kapsamına aldı. “Pandemi”, küresel salgın demek. Öz Türkçe “kıran” sözcüğünün bu kavramı karşıladığını söyleyen dilcilerimiz de var. Bir kıtada ya da tüm dünyada aynı zamanda görülen ve çok geniş bir alana yayılan salgınlar için kullanılıyor. “Dünya epidemisi” de deniyor. Eski Yunancada tüm anlamına gelen “pan” ile halk anlamına gelen “demos”tan türetilmiş.

     DSÖ’nün tanımlamasına göre bir hastalığın “pandemik” sayılabilmesi için daha önce görülmemiş olması, insanlara bulaşması ve hastalık etmeninin kolayca yayılması gerekiyor. Örneğin tüm dünyada çok sayıda ölüme yol açan kanser hastalığı bulaşıcı olmadığı için “pandemi” kapsamına girmiyor.

     “Epidemi” ise bir ülkede ya da bölgede eşzamanlı olarak ortaya çıkan ve birçok insanı etkileyen salgın hastalıktır. Bu sözcükten türetilen Epidemiyoloji ise hastalıkların görülme sıklığını, dağılımını ve nedenlerini inceleyen bilim dalıdır. Öz Türkçesi Salgınbilim’dir.

Latince “endemos” sözcüğünden gelen “endemi” ise bir özel grup içinde düzenli olarak belli düzeylerde görülen bir hastalığı tanımlamak için kullanılıyor. Bulaşıcı bir hastalık, dışarıdan herhangi bir etki olmadan belli bir toplulukta ortaya çıkar ve süreklilik kazanırsa “endemik” olarak niteleniyor.

“Endemik bitkiler” terimi ise Bitkibilim (Botanik) dilinde yalnızca belirli bir bölgede yetişen bitki türleri için kullanılıyor. Yöreye özgü, yerli bitki türü demektir.

    

KORONA YA DA “TAÇSAYRI”!

Dünyada yaşanan her yeni gelişme, dilimize yeni kavramlar kazandırıyor. Kovid-19 virüsüyle yatıp kalktığımız şu günlerde sözcük / kavram dağarcığımız da bu yönden zenginleşiyor. Ayrıca yabancı kökenli tıp terimlerine Türkçe karşılıklar bulma çabasının da bu süreçte arttığına tanık oluyoruz.

“Virüs” –bilgisayarlarımıza bulaştırılan zararlı yazılımları bir yana bırakırsak- tıp dilinde “hastalık etkeni” olarak tanımlanıyor. O yüzden “koronavirüs” yerine “taçkıran”, “taçlıçeperdeler”,taçsayrı” gibi Türkçe karşılık önerenler var.

Salgın döneminde en çok yinelenen “sosyal mesafe” kavramı da tartışılıyor.

 

Doğrusu “sosyal mesafe” mi “fiziksel mesafe” mi?

DSÖ’nün açıklamalarında “social distance” ifadesi geçiyor. Bunun Türkçesi “sosyal mesafe”dir. Ancak ülkemizde bu kavram yerine “fiziksel mesafe” demeyi yeğleyenler de var. Bana sorarsanız, “sosyal” ya da “fiziksel” nitelemelerini kullanmadan da anlatabiliriz durumu. Bu kavramla “yan yana durmamak, arayı açmak, uzaklığı korumak” amaçlandığına göre, öz Türkçe olarak “güvenli uzaklık” diyebiliriz.

 

TÜRKÇESİ VARKEN…

Koronavirüs salgınıyla birlikte “vaka” sözcüğü de çok sık kullanılmaya başlandı. Ama doğru seslendireni ara ki bulasın! Kimi “vakaa” diyor kimi “vaaka”… Sunucu, hekim, siyasetçi, gazeteci fark etmiyor. Hepsi aynı yanlışı yineliyor…

 

Hekimliğinin yanı sıra yazar kimliğiyle de tanıdığımız Uğur Cilasun, Yurt gazetesinde yayımlanan “Hayatın Gerçekleri” başlıklı yazısının bir yerinde şöyle diyor:

   

“Bugünlerde ‘ufak şeylere’ takılmaya başladım. Örneğin TV sunucularının, haber spikerlerinin, anlı şanlı yazarların ‘vak’a’ diyemediklerini, bu kelimeyi başka her biçimde söylediklerini fark ettim. Ekonomi eğitimi gördüğü halde bu kelimeyi ‘ökönomi’ diye telaffuz eden Devlet Bey‘in yanında, pandemiyi anlatırken ‘dünya(a)’ diyemeyen, ‘asla’ kelimesini tıpkı Kemal Bey gibi son ‘a’yı kısaca söyleyiveren bir Sağlık Bakanımız olduğunu gördüm. Şimdi bunun için ‘ne önemi var?’ diyebilirsiniz. Bence önemli. Çünkü adını kendi öz dilinizde tam söyleyemediğiniz bir ‘şeyi’, bir ‘nesneyi’, bir ‘kavramı’ tam anlamı ile kavramanın olanaksız olduğu kanısındayım. Böyle yöneticilerle ve bu zavallı birikimle bu küresel felaketi nasıl atlatırız, bilmiyorum. Sonumuz hayırlı olur inşallah!” (Yurt, 30 Mart 2020)

 

Doğru seslendiremediğimiz Arapça “vak’a” yerine öz dilimizdeki “olgu” sözcüğünü kullanırsak bu tür eleştirilerle karşılaşmayız! Türkçesi bize yeter!

 

TARTIŞILAN SÖZCÜK: “BULAŞ”

Küresel salgınla birlikte gündeme gelen ve tartışılan sözcüklerden biri de “bulaş”. “Bulaşmak” eyleminden ad olarak türetilmiş bir sözcük bu. İlk bakışta sanki “bulaşma” denecekmiş de sözcüğün son hecesi düşmüş gibi bir izlenim uyandırıyor. Sözcüğün TDK ve Dil Derneği’nin sözlüklerinde yer almaması da bu kanıyı güçlendiriyor. Ancak hekimlik terimi olarak özellikle mikrobiyoloji dalında sanıldığından fazla kullanıldığını biliyoruz. Nitekim Türk Tabipleri Birliği’nin oluşturduğu “Covid-19 İzleme Grubu”nun açıklamalarında da “bulaş” terimi sık sık geçiyor. Hatta KKTC’deki hekimler arasında bile aynı sözcüğün dolaşımda olduğunu söyleyebilirim.

Ama sözcüğü dilbilgisi açısından eleştirenler de az değil. Hatta “Türkçeye tıpçıların bulaştırdığı bir virüs” olduğunu söyleyenler bile var! Oysa tıp literatürüne salgından çok önce girmiş bir terim bu…

Öncelikle bu sözcüğün “virüs” karşılığı değil “enfeksiyon” (bulaşma) yerine kullanıldığını belirtelim. Terim, mikroorganizmaların bir canlıdan başka bir canlıya geçmesini tanımlıyor. Yani bakteri, virüs, parazit, mantar vb. hastalık etkenlerinden birinin ötekine bulaşma durumu söz konusu. Terimler gündelik dilin sözcüklerinden ayrı nitelik taşır. Bir bilim, sanat, meslek dalıyla ilgili özel bir kavramı anlatırlar. Kullanım alanları o yüzden daha sınırlıdır.

“Bulaş”ın genel sözlüklerde yer almaması, onun tıp terimi olarak kullanılmasına engel değil. Sözcükler biraz da işlevleriyle kendilerini var ederler.

 

GÜNCEL SAĞLIK TERİMLERİ

 

Salgın günlerinde neredeyse hepimiz tıp diliyle konuşmaya başladık! Sağlık terimleri gündelik yaşamda hiç bu yoğunlukta kullanılmamıştı.

“Korona Günleri”nin anısına, bu süreçte en sık karşılaştığımız sözcüklerden oluşan küçük bir dizelge hazırladık. Yabancı kökenli sözcüklerin Türkçede bulabildiğimiz karşılıklarını da eklemeye çalıştık. İşte size “Güncel Sağlık Terimleri Sözlüğü”:

 

          bulaş: Hastalığın bulaşması, virüsün başka bir insana geçmesi.

          bulaşıcılık: enfektivite. Mikroorganizmanın başka bir canlıya geçme yeteneği. (Fransızca infectiosité)

          damlacık: küçük damla. (İngilizce droplet)

          dezenfektan: Mikrop kırma özelliği olan madde. (Fransızca désinfectant)

          dezenfekte: mikroptan temizlenmiş. (Fransızca désinfecté)

          enfeksiyon: mikrop kapma, hastalık bulaşması, bulaşıcı bir ajanın vücuda girerek çoğalması. (Fransızca infection) 

          enflamasyon: yangı, iltihap. (Fransızca inflammation)

          entübe: solunum aygıtına (tüpe) bağlı olma durumu. (Fransızca intubé

          entübasyon kabini: Entübe hastaların sağaltım gördüğü yalıtılmış oda.

epidemi: salgın. (Fransızca épidémie)

epidemiyoloji: Salgın hastalıkları inceleyen hekimlik dalı. Salgınbilim. (Fransızca épidémiologie)

filyasyon: Bulaşıcı hastalıklarda ilk kaynağı bulmak için yapılan geriye dönük çalışma, (İngilizce filiation).

            hidrofil: suyu tutabilen. (Yun. hidro: su, filios: arkadaş)

hijyen: Sağlık korumayla ilgili tıp dalı. Sağlığa zarar verecek ortamlardan korunmak için alınan temizlik önlemleri. (Yunan mitolojisinde sağlık tanrısı Asklepios’un kızı Hygieia’dan geliyor).

hijyenik: Mikroptan arınmış, sağlığa uygun, temiz, steril.

            immün: bağışık (Fransızca immunitaire)

immünite: bağışıklık. (Fransızca immunité)

izolasyon: yalıtım, tecrit. (Fransızca isolation)

karantina: Bulaşıcı bir hastalığın yayılmasını önlemek için belli bir bölgenin denetim altında tutulup giriş çıkışların engellenmesi biçimindeki sağlık önlemi. Hastalıklı kişiyle temas etmiş olanların kuluçka dönemi süresi kadar toplumdan ayrı tutulması. (İtalyanca quarantina, “kırk gün” demekmiş.)

mutasyon: evrim geçirme, genetik olarak değişime uğrama. (Fransızca mutation)

pandemi: Küresel salgın. Kıran. (Fransızca pandémie)

           peak yapmak: Tepe değerlere ulaşmak.

           pnömoni: zatürre (Latincesi pneumonia)

 

 

           Ro değeri: Bir kişinin virüsü başkalarına bulaştırma sayısı, yayılma hızı.   

           semptom: belirti. (Fransızca symptôme)

           sosyal izolasyon: toplumsal yalıtım. (Fransızca isolement social)

           sürveyans: Bulaşıcı hastalık sırasında sürekli olarak temaslıların araştırılması, bulunanlara gerekli girişimlerin yapılması, sonuçların istatistiksel olarak değerlendirilmesi. (Fransızca surveillance)

toraks: göğüs boşluğu (İngilizce thorax)

temaslı: Hasta kişiyle temas etmiş kişi.

vaka: olgu. (İngilizce case)

virüs: bulaşıcı hastalıklara yol açan ve yalnızca canlı hücreler içinde çoğalabilen en küçük mikroorganizma grubu. (Fransızca virus)

            virülans: Bir mikrobun patojenliği, yani hastalığa neden olma yeteneği ve gücü. (İngilizce virulence)

 

* * *

 

Görüldüğü gibi, sağlık biliminin pek de alışık olmadığımız terimleri, salgın dolayısıyla günlük dile girmiş bulunuyor. Korona salgınının etkilerinin uzun süreceği düşünülürse, ileriki günlerde daha başka sözcüklerin de sağlık dağarcığımıza ekleneceğini söyleyebiliriz.

 

 

Göz atın

Yokluğun sınırında algı değil hizmet

  İsmet KARACA CHP Bursa İl Başkanı Aralık 2019 ortalarında Çin’de varlığını belli eden Covid-19 …

COVID-19 salgını sırasında veri-hükümet-gazetecilik üçgeni

  Cemgazi YOLDAŞ   Veri gazeteciliği, tüm dünyada etkisini gösteren küresel salgın döneminde önemli bir …